“16. yüzyıl şair, mütercim ve yazarı olan Âşık Çelebi, asıl adı Pîr Mehmet olup edebiyat tarihinde tezkiresiyle tanınmıştır. Klasik Türk edebiyatının en güvenilir kaynaklarından biri sayılan Meşâirü'ş-Şuarâ adlı eseriyle şöhret kazanmış, süslü nesri ve canlı tasvirleriyle dikkat çekmiştir. Şairlerin psikolojisini ve iç dünyalarını derinlemesine tahlil eden üslubu, ona tezkire türünde seçkin bir yer kazandırmıştır.”Biyografi
Şiirleri
Sözcüklerden kalanlar
‘Âşıka Şeydâyıluk Rüsvâyıluk Bed-nâmlık
Âh kim bir serv-kad sevdüm yine adı ‘Alî
Al Eline Gönlin Mûrun Süleymânluk Budur
Âl ile istedüm öpmek o ‘ızârı alı
Anberîne kıl saçundan boynuna pîrâye sal
Âsumânda Görinen Vakt-i Seher Sanma Şafak
Bahâr Oldı Müzeyyen Oldı Gülşen Gonce-femlerle
Bahâr Oldı Yine Bülbül Çemende Güft-gû Eyler
Baht uyansun çeşm-i mestün hâbdan bî-dâr kıl
Basdı Ruhuna Çün Hat-ı ‘Anber-nisâr Ayak
Başda Sevdâ-yı Ruhun Efser-i İkbâlümdür
Başına Efser İden Şah İşiginün Minnetin
Ben ne hâkem ni’met-i vuslat ola himmet bana
Beni Sanman Ki Dilber ‘Işkı Böyle Mübtelâ Eyler
Benzedür Gerçi Güneş Yüzüne Mâhı Lekeler
Berf-mânend agarmış kara günlü sakalun
Besdür Sirişk-i Çeşm İle Dâg-ı Şerer-feşân
Bî-sütûn-ı Gamda Urdum Taşa Başı Başa Taş
Bilünür ‘âşık u agyâr işigünde ne şekk
Bir Agız Dimedi Ben Hasteye Tîmâr Olsun
Bir nazar kılsa bana ger o meh-i çâr-dehüm
Bu gice kim dil olup gam-dîde cân endûh-gîn
Cânâ ‘Arakla Olmaz O La’l-i Müzâb Telh
Cânına Koyar Bulsa Gönül Tîg-i Nigârın
Cemâlün Mihri Her Yirde Olurken Gün Gibi Tâli’
Cevr-i gerdûndan ne pervâ zann-ı düşmenden ne bâk
Cigerde Âteş-i ‘Işkunla Yanmış Tâze Dâgum Var
Cihân seyl-i fenâ yolında bî-bünyâdmış bildüm
Cihândan Fârigüm Gam ‘Âleminde Hoş Demüm Vardur
Cism-i Sad-çâküm Görinmez Oldı Yâre Yâreden
Cûşum Andum ‘Işk İle Girdâb Dönderdi Yüzin
Çeşmimün agzında ıslanmazdı gerçi mercümek
Dâgum Derûn-ı Dilde Benüm Gûne Gûnedür
Dikkate Döymez Güneş Ey Mâh Hüsnüne Nazar
Dilâ gerd-i ruh-ı yârı hat-ı ‘anber-feşân tutdı
Dilde ‘ışkunla dâg yandurdum
Dimâg-ı Cânı Müşk-âsâ Pür Eyler Bûy Ser-tâ-ser
Dinlemez çün cân kulagıyla figânın bülbülün
Döymeyüp subh-ı tecellîde dem-i dîdâra gül
El Hilâl-i ‘Iyd Gözler Ol Seg-i Dîvâne-vâr
Elinden yir yüzünde çünki mûr incinmedi anun
Evc-i burc-ı nâzda peydâ olaldan bedr-i tâm
Ey gül-i bâg-ı İrem mest-i ‘araknâk-ı gülün
Ey güzîn-i mu’âşir-i ‘ulemâ
Ey meh-i ruhsâruna hûrşîd ü keyvân müşteri
Eyâ sipihr-i sehâ âfitâb-ı burc-ı celâl
Eyleyüp sevdâ-yı Hızr-ı hattunı rehber kalem
Figân Kim Dest-i Mihnetden Alınmadı Girîbânum
Fünûn-ı ‘Işk İle Dil Oldı Zû-fünûn-ı Cünûn
Geçdi Ezmân-ı Safâ Vü Gitdi Devrân-ı Vefâ
Bazı kelimelerin yaşı yoktur; hep aynı yerden acıtır.