Âşık Çelebi portresi

Âşık Çelebi

şair, mütercim, yazar, tarihçi, kadı, vakanüvis Prizren
1519 1571 (52)
Şiirleri
“16. yüzyıl şair, mütercim ve yazarı olan Âşık Çelebi, asıl adı Pîr Mehmet olup edebiyat tarihinde tezkiresiyle tanınmıştır. Klasik Türk edebiyatının en güvenilir kaynaklarından biri sayılan Meşâirü'ş-Şuarâ adlı eseriyle şöhret kazanmış, süslü nesri ve canlı tasvirleriyle dikkat çekmiştir. Şairlerin psikolojisini ve iç dünyalarını derinlemesine tahlil eden üslubu, ona tezkire türünde seçkin bir yer kazandırmıştır.”
HAYATI VE EDEBÎ YOLCULUĞU

Âşık Çelebi Kimdir?

Şiirleri, edebî duruşu, fikirleri ve hayatından kesitler

Âşık Çelebi, 1519 yılında babasının Üsküp'te kadılık yaptığı sırada Prizren'de dünyaya geldi. Asıl adı Pîr Mehmet'tir. Dedesinin babası Mehmet Nattâ, 14. yüzyılın sonunda Emir Sultan ile Bursa'ya gelerek yerleşmiş bir seyyîd ailesindendir. Annesi, meşhur âlim ve kazasker Müeyyedzâde Abdurrahman Çelebi'nin kızıdır. Çok küçük yaşlarda annesini, on dört yaşında iken babasını kaybetti. Çocukluğunu Rumeli'de, okuma çağını İstanbul'da geçirdi.

Âşık mahlasını kullanan şair, bu mahlasla şiir söylemeye başladığı zaman tanındı. Daha çocukluğundan itibaren kendini edebi ve ilmi bir muhit içinde bulan Âşık Çelebi, ilk bilgileri öğrendikten sonra mesnevi şairi Surûrî, Taşköprülüzâde, Arapzâde, Saçlı Emir, Hasan Çelebi, Ebussuud Efendi ile eniştesi Muhîddîn Fenârî gibi büyüklerden ders aldı. Tezkîresini yazabilmek için gereken bilgileri İstanbul'da öğrencilik yıllarında karıştığı edebi çevrelerde toplamaya başladı. Bu devirde başta Zatî, Hayâlî ve Yahya Bey olmak üzere devrin birçok büyük şairi ile tanıştı.

Öğrenimini tamamladıktan sonra memurluk yaptı. İlk görevi, Bursa Mahkemesi'nde kâtiplik idi. Daha sonra Emir Sultan Vakıfları'na mütevelli tayin edildi ve burada beş yıl görev yaptı. Bursa'da bulunduğu sırada Bursa Şehrengizi adlı eserini yazdı. Bursa vakıflarını teftiş eden Rûşenizâde'nin kendisi hakkında iyi bir rapor vermemesi sonucu Bursa'daki görevinden azledildi ve İstanbul'a döndü. Eski hocası Gisû sayesinde İstanbul'da mahkeme kâtipliğinde bulundu. Daha sonra Ebussuud Efendi'nin fetva kâtipliğini yaptı. Âşık Çelebi, hocası Muhyîddîn'in ölmesi sebebiyle, zorlukla da olsa, icazetnamesini aldı. Emîr Gisû'nun destekleriyle mülazım oldu. İlk kadılık görevine Silivri'de başladı. Daha sonra kendisini Silivri'den Priştine'ye naklettirdi. Priştine'den Serfiçe'ye oradan Narda'ya tayin edildi. Burada da fazla kalamayan Âşık Çelebi, Manavgat'a bağlı Alâiye'ye (Alanya) kadı olarak gönderildi.

Kanunî Sultan Süleyman'ın "Halk içinde mu'teber bir nesne yok devlet gibi / Olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi" matlalı gazeline yazdığı tahmis üzerine 1563'te Niğbolu kadılığına tayin edildi. Burada çok mutlu olduğunu tezkiresindeki Tuna redifli manzumesinden öğrenmekteyiz. Bir hadise üzerine tekrar azledilen Âşık Çelebi, bu aziller ve tayinlerle bir müddet daha kadılık yaptıktan sonra 1568-1569 tarihinde 426 şairi tanıttığı tezkiresini tamamlayarak II. Selim'e, Şakayık Zeyl'î yazarak Sokollu Mehmet Paşa'ya takdim etti. Bunun üzerine ölünceye kadar aynı vazifede kalmak şartıyla Üsküp Kadılığına tayin edildi. Üsküp'te yakalandığı zatülcenb hastalığından kurtulamayarak 1572 yılında öldü. Üsküp'teki mezarına daha sonra türbe yaptırılmış; türbe, 1963 Üsküp depreminde yıkılmıştır. Türbesinin bulunduğu alan halk arasında Gazi Baba veya Kadı Baba Türbesi olarak anılmaktadır.

Âşık Çelebi, rind meşreb, hoş sohbet, arkadaş canlısı, vefakâr ve zeki bir kişi ve çok keskin bir gözlemci idi. Bu özellikleri ünlü eseri Meşâirü'ş-Şuarada açıkça görülmektedir. Mahlas olarak Âşık adını seçmesi ise onun güzelliklere düşkünlüğünü ve hayata bağlılığını gösterir. Türkçeden başka Arapça ve Farsçayı da çok iyi bilen Âşık Çelebi, asıl şöhretini klasik Türk edebiyatının en önemli ve güvenilir kaynaklarından biri kabul edilen tezkiresi ile yapmıştır. Tezkiresinde kullandığı süslü nesir üslubu da ayrıca eserin bir özelliğini teşkil etmektedir. Arkadaşlarını, eğlence yerlerine kişilerin özel hayatı ile ilgili ayrıntıları öylesine güzel bir dille anlatır ki canlı tasvirleri ile okuyucuyu adeta çizdiği tablonun içine çeker. Nesrine göre, nazmı oldukça basittir.

Eserleri arasında en tanınmışı, Anadolu'da yazılan dördüncü ve tarihimizde tezkire türünün en güzel örneklerinden biri olan Meşâirü'ş-Şuârâ'dır. Bu eser 1556 yılında tamamlanmış ve II. Selim Han'a sunulmuştur. Âşık Çelebi böyle bir eser meydana getirmeyi çok gençken düşündü. Bu amaçla hazırlıklar yaptı ve daha önce bu alanda yazılmış eserleri inceledi. Yaradılış olarak girişken ve meraklı mizacının yardımıyla Osmanlı şairleri hakkında teferruatlı bilgiler toplayıp derledi. Bu arada Latîfî de tezkire yazmak niyetindeydi. İkisi anlaşıp birlikte bir tezkire yazmak konusunda anlaştılar. Âşık Çelebi şekle ait bir orijinalite ile o güne kadar denenmemiş bir tasnif usulü düşünerek eseri alfabetik olarak düzenlemeyi teklif etti. Fakat iş birliğini Latîfî, bu tekniği de alarak bozdu ve tek başına eserini tertip etti. Bunun üzerine Âşık Çelebi tezkiresini ona benzemesin diye ebced usulüne göre tasnif etti. Tezkîre nüshalarına göre şair sayısı, 360 ile 324 arasında değişmektedir. Âşık Çelebi, XIV ve XV. yüzyıl şairleri hakkında Sehî Bey ve Latîfî'den fazla bir bilgi vermez. Ama eser yaşadığı dönem olan XVI. yüzyıl için eşsiz bir kaynaktır. Tezkîre konu edindiği şairlerin karakter özelliklerini belirttiyse onların hayat ve çevresi hakkında küçük dedikodulara kadar inerek bilgi verişi ile bu türden eserler içinde tek olmak gibi seçkin bir hüviyete sahiptir. Verdiği bilgilerin çoğu gördüklerine, bildiklerine ve işittiklerine dayanır. Zaten şairlerin hemen hemen tamamıyla yakın dosttur. Tezkirenin asıl değerli yanı anlatılan şairlerin psikolojisini, iç dünyalarını samimi bir görüş ve derin bir anlayışla tahlil ve tasvir etmesinde onların portrelerini güçlü bir tarzda resmetmesinde ve canlandırmasındadır. Bu yüzden şairlerin hal tercümelerini anlatırken sözlerini fıkra ve hikâyelerle süslemiş, araya ortak hatıralarını katmış böylece eserine ayrı bir renk ve hava vermeyi başarmıştır. Ayrıca bu eser zengin bir nesir örneğidir. Çok kez secî, cinas ve süslerle dolu ağır ve ağdalı bir dille karşılaşılır. Fakat bu samimi üslubu, renkli tasvirleri, okuyucuyu sürükleyecek kadar çekici ve canlıdır.

Diğer eserleri arasında Tercüme-i Revzatü'ş-Şühedâ, Tercüme-i Şakâikun-Nûmâniyye, Tercümetü't-Tibri'l-Mesbük Fî Nasîhati'l Mülük, Şerh-i Ehâdis-i Erbaîn, Tercüme-i Ravzü'l Ahyâr, Mi'racü'l-Ayâle ve Minhâcü'l-Adale, Zeylü'ş-Şakâik, Sigetvarnâme, Şehrengiz-i Bursa, Divan ve Hülâsatü'l-Ahbâr fî Fedâili'l-Medîne bulunmaktadır. Tercüme-i Revzatü'ş-Şühedâ'nın yazılışı 1546'dan önce olduğu tahmin edilmektedir; Hüseyin Va'iz-i Kaşifî'nin maktel türündeki eserinin Türkçeye tercümesidir. Tercüme-i Şakâikun-Nûmâniyye, Taşköprülüzâde'nin aynı addaki Arapça eserinin Türkçeye çevirisidir. Tercümetü't-Tibri'l-Mesbük Fî Nasîhati'l Mülük, Gazzalî'nin Sultan Sencer'in emriyle kendi huzurunda geçen konuşmaları Farsça olarak kaleme aldığı eserinin Arapçasından Türkçeye yapılan bir tercümedir. Şerh-i Ehâdis-i Erbaîn'in iki Hadisi-i Erbaîn'i vardır; birisi kendi derlemesi diğeri ise Kemalpaşazade'nin Arapça olarak derlediği eserin ve şerhinin Türkçeye tercümesidir. Tercüme-i Ravzü'l Ahyâr, Muhyîddin Mehmet Hatipzâde'nin siyasetnâme türündeki eserinin Arapçadan Türkçeye tercümesidir. Mi'racü'l-Ayâle ve Minhâcü'l-Adale, II. Selim adına Türkçeye yapılan bir tercümedir. Zeylü'ş-Şakâik, kırk iki şahsın biyografisini içerir ve Sokollu Mehmet Paşa'ya sunulmuştur. Sigetvarnâme, Kanûnî Sultan Süleyman'ın Sigetvar seferi ile ilgili bir gazavatnamedir. Şehrengiz-i Bursa, Bursa'nın güzelliklerini anlatan bir eserdir ve 1541'de yazıldığı belirtilmiştir. Divan'ın tek nüshası Millet Kütüphanesinde kayıtlıdır ve divançe niteliğindedir; Serfiçe Kadılığı sırasında düzenlenmiştir. Hülâsatü'l-Ahbâr fî Fedâili'l-Medîne, Medine'nin faziletini ve tarihini anlatır.

ŞAİRİN KALEMİNDEN

Öne Çıkan Şiirleri

Tümünü oku (149)

Şiir, geçip giden zamana bırakılmış küçük bir itirazdır.

“Şiir, insanın kendine söylediği
en dürüst sözdür.”
Şiirhane · Sözün evi.

Şiirhaneden Mektup

Yeni şiirler, yeni keşif yolları ve iyi sözler için.

Sadece anlamlı şeyler, söz veriyoruz.