“İspanyol şair ve oyun yazarı Federico García Lorca, 27 Kuşağı'nın sembol isimlerinden biri olarak İspanyol edebiyatında derin izler bıraktı. Geleneksel İspanyol kültürünü çağdaş yaşamın sorunlarıyla harmanlayan sade ve derinlikli şiirleri, geniş kitlelerce kabul gördü. Romancero gitano ve Poeta en Nueva York gibi eserlerinde ölüm, yaşam, verimlilik ve kısırlık gibi çelişkileri işledi. İspanya İç Savaşı'nın başlangıcında öldürülerek trajik bir sonla yaşamını yitirdi.”
Federico García Lorca Kimdir?
Şiirleri, edebî duruşu, fikirleri ve hayatından kesitler
Federico García Lorca, 5 Haziran 1898'de İspanya'nın Granada bölgesindeki Fuente Vaqueros kasabasında varlıklı bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi. Babası ateşli, canlı ve neşeli bir adam; annesi ise sessiz ve ağırbaşlı bir kadındı. Çocukluğunun bu ortamı, onun sanatsal gelişiminde önemli bir rol oynadı. Granada Üniversitesi'nde öğrenim gördü.
Lorca, 1918'de yayımlanan Impresiones y paisajes adlı ilk kitabıyla edebiyat sahnesine adım attı. 1920'lerde şiir ve tiyatro alanında eserler vermeye başladı; Poema del cante jondo (1921), Libro de poemas (1921) ve Oda a Salvador Dalí (1926) gibi çalışmalarıyla dikkat çekti. 1928'de yayımlanan Romancero gitano (Çingene Baladı) ile büyük ün kazandı. Salvador Dalí ve Luis Buñuel ile yakın arkadaşlık kurdu; İspanya'nın çağdaşlaşması için çalışan sanatçılar arasında yer aldı.
Şiirde, politikada ve ahlak anlayışında modernliğin savunucusu olan Lorca, eşcinsel olması nedeniyle Katolik Kilisesi ile arasının açılmasına neden oldu. 1918'de burjuvaziyi, yeryüzünü şiirle doldurmuş olan İsa'yı katletmekle suçladı. Cervantes'in Don Quixote'unu bir İsa figürü olarak ele alanlara katıldı. "New York'ta Bir Şair" adlı eserinde Manhattan'ı cesede doymayan bir mezbahaya benzetti ve batı anlayışına yönelik eleştirel yaklaşımlarını ortaya koydu. Salvador Dalí ile birlikte Aziz Sebastian'ı "Aziz Yansızlık" olarak yapıtlarında tasvir etti.
Lorca, tiyatro alanında da önemli eserler verdi. Kanlı Düğün (1932), Yerma (1934) ve Bernarda Alba'nın Evi (1936) gibi oyunlarında Katolik Kilisesi, yükselen Nazizm ve milliyetçilik akımlarına karşı tutumunu yansıttı. Eserlerinde hastalık hastalığını ve ölümü işledi; ölüm-yaşam, verimlilik-kısırlık gibi çelişkiler arasındaki inişli çıkışlı çizgiyi başarıyla yakaladı. Giyim kuşamında ve evinin dekorasyonunda ölüm ile özdeşleştirdiği beyaz rengi tercih etti.
19 Ağustos 1936'da, İspanya İç Savaşı'nın başlangıcında, doğduğu yörede aydınlığa kavuşturulamamış bir şekilde öldürüldü. Ölümü uluslararası camiada büyük yas ve tepkiyle karşılandı; özellikle bir dönem yaşadığı Arjantin'de idolleşti. Eserlerinin dünya çapında tanınmasının sebebi, geleneksel İspanyol kültürü ile çağdaş yaşamın sorunlarını içtenlikle işlemiş olmasıdır. Şiirlerindeki yaşama coşkusu, doğa sevgisi ve hüzün dolu duygular her insan tarafından tanınır ve kendine yakın bulunur.
Öne Çıkan Şiirleri
Ölü Çocuğa Gazel
Akşamın Ninnisi
Ve Sonra
Sevilla Ninnisi
Üç Nehir Üstüne Küçük Balad
La Soleâ
Şiir, söylenemeyenin incelikle söylenmesidir.