“Türk halk ozanı ve Türkmen/Abdallık kültürünün son büyük temsilcisi olan Neşet Ertaş, "Bozkırın Tezenesi" olarak anıldı. Babası Muharrem Ertaş'tan öğrendiği bozlak ve türküleri 1950'li yıllardan itibaren plaklara kaydetti; 1960'lardan sonra kendi şiirlerini "Garip" mahlasıyla seslendirdi. Orta Anadolu türkülerini ve oyun havalarını geniş kitlelere ulaştıran sanatçı, 2009'da UNESCO Yaşayan İnsan Hazineleri envanterine alındı. Saz çalma tavrı, türkü okuma üslubu ve edebî değeriyle Türk halk müziğinin ve âşık edebiyatının son büyük ustalarından biri oldu.”
Neşet Ertaş Kimdir?
Şiirleri, edebî duruşu, fikirleri ve hayatından kesitler
Neşet Ertaş, 1938'de Kırşehir'e bağlı Çiçekdağı'nın Kelismailuşağı köyüne bağlı Kırtıllar mezrasında doğdu. Babası, Türkmen/Abdal müzik ve özellikle bozlak geleneğinin en güçlü temsilcisi olan Muharrem Ertaş, annesi ise Kırıkkale'nin Keskin ilçesinin Hacıaliobası köyünden Döne Ertaş'tı. Küçük yaştan itibaren babasıyla gittiği köy düğünlerinde zil ve darbuka çalarak mesleğe ilk adımını attı. Sekiz yaşında ailesiyle birlikte Kırtıllar köyünden taşınarak İbikli köyüne yerleşti. On iki yaşındayken annesi Döne'yi kaybetti; babası ve kardeşleriyle bir süre göçebe bir hayat yaşadı. Babasının Yozgat'ın Kırıksoku köyünden Arzu isimli bir hanımla ikinci evliliğinin ardından sırasıyla Kırşehir, Çiçekdağı, Yozgat, Yerköy ve iki yıl da Kırıkkale'de yaşadılar. Hiçbir zaman okula gidemeyen Ertaş, bu dönemde kendi kendine önce keman, sonra cümbüş ve bağlama çalmayı öğrendi. Babası Muharrem Ertaş ile birlikte gittikleri yöre düğünlerinde cümbüş ve keman ile türküler çalıp okudu. Sanatında en çok etkilendiği kişinin babası olduğunu belirterek "Sanatımın yüzde doksanını babama borçluyum. Babamla ben aynı ruhun insanlarıyız." demiştir.
1950'li yılların başlarında TRT Ankara Radyosu'nda canlı olarak yayımlanan, Muzaffer Sarısözen'in yönettiği "Yurttan Sesler" programında "Geleli Gülmedim Ben Bu Cihana" adlı bozlağı solo çalıp okumasıyla adı ülke genelinde duyuldu. 1970'li yılların ortalarına kadar devam eden yirmi yılı aşkın süre boyunca on beş günde bir "misafir mahallî sanatçı" sıfatıyla Ankara Radyosu'na çağrılarak on beşer dakikalık solo bantlar yaptı. 1957'de İstanbul'a giderek ilk kayıtlarını babasının türküleriyle yaptı. Babasına ait "Neden Garip Garip Ötersin Bülbül" adlı bozlağın yer aldığı ilk taş plağını diğer plaklar ve halk konserleri takip etti. İki yıl İstanbul'da çalıştıktan sonra sahne hayatına Ankara'da Kazablanka Gazinosu'nda devam etti. Önce farklı türlere mensup müzisyen ve oyuncuların da yer aldığı konser turneleriyle, ardından tek başına sahne aldığı solo konserlerle Türkiye'nin hemen hemen bütün şehirlerini ve pek çok ilçesini gezdi. 1960'lı yıllardan itibaren kendi yazdığı şiirleri havalandırıp seslendirdi ve "Garip" mahlasını kullandı.
Askerliğini 1962'de İzmir'in Narlıdere ilçesinde yaptı. Askerlik sonrası Ankara'da tanıştığı Tavşancı lakabıyla bilinen ünlü saz yapım ustası Hüseyin Koluman, Ertaş'ı önce saz dükkânına ortak yaptı, sonra da dükkânı tümüyle devretti. Plaklardan ve radyodan tanıdığı Neşet Ertaş'la tanışmak için yanında kız arkadaşıyla saz dükkânına gelen Leyla isimli bu kız ile tanıştıktan kısa süre sonra evlendi. Yoksul bir ailenin kızı olan Bolulu Leyla ile tanışmaları ve evlenmeleri etrafında sahte ve gerçek dışı gazinolu, pavyonlu pek çok "anonim hikâye" uyduruldu. Gerçek olan, babası Muharrem Ertaş'ın, kendisinin bilgisi dışında gerçekleştiği için bu evliliği tasvip etmediğiydi. Sadece yedi yıl süren Leyla Ertaş ile evliliğinden Döne ve Canan adında iki kız, Hüseyin adında bir erkek çocukları oldu.
1969'da TRT sanatçılarından oluşan bir ekiple konser vermek ve plak doldurmak üzere gittiği Almanya dönüşünde Yugoslavya'da arabasıyla kaza yaptı. Ehliyetsiz otomobil kullanmaktan dolayı Yugoslavya'da üç ay hapse mahkûm oldu. Türkiye'den hiç kimsenin arayıp sormadığı bu dönemde hapishaneye, "Bozkırın tezenesine geçmiş olsun" ibaresi yazılarak imzalanmış bir kitap geldi. Yazarı Yaşar Kemal olan bu kitabı yazarın kendisinin mi yoksa bir başkasının mı gönderdiği konusu, imza sahibini hatırlayamadığı için uzun zaman açıklığa kavuşmadı. Köln'deki evinde belgesel çekimi için kendisiyle röportaj yapan Bayram Bilge Tokel'e anlattığı bu hikâyeden hareketle belgeselin adı Tokel tarafından o anda "Bozkırın Tezenesi" olarak belirlendi. Daha sonra bu tabir o kadar çok beğenildi ve benimsendi ki âdeta Neşet Ertaş'ın ikinci ismi oldu. Yıllar sonra, Bayram Bilge Tokel'e ve Kalan Müzik'e ulaşan Erdoğan Atakar adında bir hayranı, Yaşar Kemal'in "Üç Anadolu Efsanesi" adlı kitabını, Karaköy'de aynı büroda çalıştıkları üç arkadaşıyla birlikte "Bozkırın büyük tezenesine geçmiş olsun" yazarak imzalayıp gönderenin kendisi olduğunu bildirdi.
Neşet Ertaş, 1976'da özellikle sigara ve alkol kullanımına bağlı olarak aniden sahnede iken parmaklarından felç geçirdi. İki yıl süren fizik tedaviden sonuç alamadı ve işsiz kaldı. Almanya'da işçi olarak çalışan ağabeyi Necati Ertaş'ın desteğiyle tedavi olmak için Almanya'ya gitti. Kısa süre sonra çocuklarını da yanına getirterek 1979-2003 yılları arasında Almanya'da kaldı. Önce Berlin'e, sonra Köln'e yerleşti. Avrupa ülkelerinde Türk işçilerin yoğun yaşadığı hemen hemen tüm şehirlerde konserler verdi, düğünlere gitti. Almanya yıllarında yirmi civarında kaset çıkardı. Çoğunlukla söz ve müziği kendisine ait türküler, bozlaklar ve deyişler ile Orta Anadolu yöresine ait halay havaları ve oyun havaları seslendirdi. Seslendirdiği diğer eserler arasında genellikle babası Muharrem Ertaş'tan duyduğu türkülerle söz ve müziği anonim olan çoğu Orta Anadolu yöresine ait türküler, oyun havaları ve halay ezgileri yer almaktadır.
Sanatçı, yirmi beş yıl aradan sonra 2000'de İstanbul Harbiye Açıkhava Tiyatrosu'nda verdiği konserle Türkiye'deki sahne hayatına geri döndü. 2002'de devrin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel tarafından verilmesi uygun görülen "Devlet Sanatçılığı" unvanını kabul etmedi. 2003 yılında Türkiye'ye dönerek İzmir'e yerleşti. 2006 yılında TBMM Üstün Hizmet Ödülü'ne değer görüldü. Devlet sanatçılığı unvanını reddetmesi hakkında şunları söyledi: "Devlet sanatçılığını bana teklif ettiler. Ben, 'hepimiz bu devletin sanatçısıyız, ayrıca bir devlet sanatçısı sıfatı bana ayrımcılık geliyor' diyerek teklifi kabul etmedim. Ben halkın sanatçısı olarak kalırsam benim için en büyük mutluluk bu. Şimdiye kadar devletten bir kuruş almadım, bir tek TBMM tarafından verilen üstün hizmet ödülünü kabul ettim. Onu da bu kültüre hizmet eden ecdadımız adına aldım." 2009 yılında UNESCO Somut Olmayan Kültürel Mirasın Korunması Sözleşmesi kapsamında Türkiye Ulusal Envanteri'ne alınarak "Yaşayan İnsan Hazinesi" kabul edilen Ertaş'a, 25 Nisan 2011 tarihinde İTÜ Konseyi tarafından "Fahri Doktor" unvanı verildi. Saz çalma tavrı ve tekniği, sesini kullanma ve türkü okuma üslubu, şair/ozan kimliği yanında havalandırdığı şiirlerinin edebî ve estetik değeri, repertuvarı, üniversite ve konservatuvarlarda ders ve tez konusu oldu.
25 Eylül 2012 tarihinde İzmir'de tedavi gördüğü Medical Park Hastanesinde mesane kanseri nedeniyle yaşamını yitirdi. Devlet adamlarının, iktidarı ve muhalefetiyle tüm siyasilerin, her kesimden ve her görüşten binlerce insanın katılımıyla Kırşehir Ahi Evran Camisi'nde kılınan cenaze namazı sonrası Bağbaşı Mezarlığı'nda, vasiyeti üzerine babası Muharrem Ertaş'ın mezarının ayak ucuna defnedildi. Mezar taşında "Sakın ol ha insanoğlu/ İncitme canı incitme/ Her can bir kalp Hakk'a bağlı/ İncitme canı incitme, saygı, sevgi, hoşgörü... canımız 'insan' babamız" yazılıdır. Hayatı ve sanatı ilk olarak 1999'da Bayram Bilge Tokel'in metin yazarlığını ve danışmanlığını yaptığı, TRT yönetmeni Hacı Ali Bozkurt tarafından çekilen "Bozkırın Tezenesi" adlı dört bölümlük belgesele konu oldu. Ardından Nebil Özgentürk tarafından hazırlanan "Bir Yudum İnsan-Neşet Ertaş" (2001) adlı belgesel; Can Dündar ve Bayram Bilge Tokel tarafından hazırlanan "Garip-Neşet Ertaş" (2005) adlı üç bölümlük belgesel; Cengiz Özkarabekir'in "Tek Başına-Neşet Ertaş Belgeseli" (2010) ve Hacı Mehmet Duranoğlu ile Atalay Taşdiken'in yönettiği "Ah Yalan Dünyada" (2015) belgesel filmi çekildi. Ayrıca sanatçının hayatını anlatan Şirin Aktemur'un yazdığı "Neşe/ Dert /Aşk" adlı oyun Devlet Tiyatroları repertuvarına alınarak Ankara'da ve pek çok şehirde sahnelendi (2015). Hayatının ve sanatının anlatıldığı ilk kitap Bayram Bilge Tokel'in yazdığı "Neşet Ertaş Kitabı" (Akçağ yay. 1999) adlı monografidir. Daha sonra Öner Özcan'ın hazırladığı "Yaşamı ve Bütün Türküleri" (Simurg yay. 2001) adlı çalışma ile Haşim Akman'ın "Gönül Dağında Bir Garip/Neşet Ertaş Kitabı" adlı nehir söyleşisi İş Bankası Kültür yayınları arasında yayımlandı (2006). Sanatı ve eserleri üzerine Erol Parlak tarafından hazırlanan "Garip Bülbül, Neşet Ertaş" adlı kitap sanatçının vefatından bir yıl sonra basıldı (Demos yay. 2013). Neşet Ertaş'ın adı Kırşehir ve Ankara başta olmak üzere pek çok şehirde caddelere, okullara, parklara ve kültür merkezlerine verildi. Ayrıca Kırşehir'de, Kültür Bakanlığı Güzel Sanatlar Genel Müdürlüğü'nce heykeltıraş Tankut Öktem'e yaptırılan, babası Muharrem Ertaş'la birlikte yer aldığı anıt/heykeli bulunmaktadır. Adil Çelik tarafından yapılmış Android heykeli Kırşehir Neşet Ertaş Gönül Sultanları Kültür Evi'ndedir. Hayatının son yıllarını geçirdiği İzmir'de, Karabağlar ilçesindeki evinin müzeye dönüştürülmesi planlanmaktadır. Karabağlar'da bir parka ve ilçeden geçecek M3 metro hattının bir istasyonuna adı verildi. Ayrıca Buca ve Narlıdere'de adına birer park yapıldı.
Öne Çıkan Şiirleri
Sevgidir Sevgi
Yolcu
Mutlu Olsun
Hapisanelere Güneş Doğmuyor
Sevgi Mengisi
Ah Yalan Dünya
Bir dize bazen uzun bir geceden daha derindir.