Âgâh portresi

Âgâh

şair, hattat, hakkâk, mücellit, müzehhip, ressam Semerkant, Özbekistan
1630 1728 (98)
Şiirleri
“Asıl adı Mehmed Bulak olan Âgâh, 17. yüzyıl Divan şiirinin Sebk-i Hindî ve hikemî tarzda eserler veren önemli temsilcilerindendir. Semerkant'ta doğmuş, Buhara, İsfahan, Tebriz, Bağdat, Şam, Kudüs, Mısır ve Konya gibi kültür merkezlerini dolaşarak Şevket-i Buhârî ve Sâib-i Tebrîzî gibi üstatlardan edebiyat tahsil etmiştir. Diyarbekir'i ikinci vatanı kabul ederek ömrünün sonuna kadar burada yaşamış, çevresinde bir edebiyat topluluğuna hocalık yapmış ve Nâbî'nin de katıldığı sohbetlerle şöhret kazanmıştır. Şiirlerinde Nâbî ve Nâilî'nin etkisi görülen şair, nazîreleriyle dikkat çekmiş ve tek eseri olan divanıyla tanınmıştır.”
HAYATI VE EDEBÎ YOLCULUĞU

Âgâh Kimdir?

Şiirleri, edebî duruşu, fikirleri ve hayatından kesitler

Asıl adı Mehmed Bulak olan Âgâh, 1040 (1630-31) yılında Semerkant'ta dünyaya geldi. Hâfızlık yaptıktan sonra Buhara'ya giderek şair Şevket-i Buhârî'den edebiyat tahsil etti. Burada bir taraftan da Molla Câmî soyundan Buharalı Şeyh Saîdâ'ya bağlanıp Nakşî tarikatına intisap etti. İsfahan'a geçerek şair Sâib-i Tebrîzî ile görüştü ve onun divanının bir nüshasını kopya etti. Tebriz, Bağdat, Şam, Kudüs, Mısır ve Konya gibi şehirleri dolaşarak bu kültür merkezlerindeki âlimler, müellifler ve şairlerle tanıştı. Bir süre Mekke ve Medine'de kalıp hac farîzasını yerine getirdi; bu sebeple Hacı Hâfız ismiyle de anıldı.

1080 (1669) yılında Âmid'e (Diyarbekir) gelen Âgâh, eserleriyle çevrede tanınmış olan Sâib-i Tebrîzî ile Şevket-i Buhârî'ye öğrencilik yaptığı anlaşılınca büyük itibar gördü. Âmid'i ikinci vatanı kabul etti ve ömrünün sonuna kadar burada kaldı. Bu sebeple edebiyat tarihlerinde Âgâh-ı Semerkandî-i Âmidî olarak da anıldı. Şairliğinin yanı sıra hakkâk, mücellit, müzehhip ve ressam oluşuyla da takdir gördü. Mısır'da bulunduğu yıllarda hattat Cezayirli Hüseyin'den icâzet aldı ve hattatlıktaki ustalığını, Âmid'de mevcut Câmi-i Kebîr'in (ulucami) tavanında dairevî olarak celî hattıyla yazdığı Âyetü'l-kürsî ile âyet-i Nûr'da ortaya koydu.

Hiç evlenmeyen Âgâh, kendini ilme ve sanata vererek pek çok öğrenci yetiştirdi. Osmanlı sadrazamlarından Râgıb Paşa'nın da gençliğinde onun sohbetinden faydalandığı bilinmektedir. Öğrencilerinin naklettiğine göre orta boylu, seyrek sakallı, nur yüzlü, hoşsohbet, nüktedan, ârif ve güzel konuşan bir edipti. 100 yaşını geçmiş olduğu halde Âmid'de vefat etti. Ölüm tarihi bazı kaynaklarda farklı kaydedilmekle birlikte çağdaşı Vâlî-i Âmidî'nin onun vefatına düştüğü ve mezar taşına da yazılmış olan "Girdi dâr-ı İrem'e ârifi bi'llâh Âgâh" tarih mısraı bunun 1141 (1728) olduğunu göstermektedir.

Âgâh'ın Âmid'de bulunduğu yıllarda Emnî, Hâsim, Hâmî, Hamdî, Sûrî, Fâmî, Mucîb, Kemâlî, Lebîbî ve Vâlî gibi şairlerden oluşan bir edebiyat topluluğu vardı; kendisi de bu topluluğa hocalık etti. Hatta toplantılara zaman zaman Nâbî'nin de katıldığı bilinmektedir. Çevrede hocalığı ile şöhret kazandığı kadar "güzîde-i şuarâ-yı asr" diye anılmasından güçlü bir şair olarak kabul edildiği anlaşılmaktadır. Kaynaklarda Farsça ve Türkçe şiir söylemede yetenekli, mânaya hâkim, iyi ve seçkin bir şair olduğu zikredilir. Kendisi de bu dünyaya şiir söylemek için geldiğini belirtmiştir. Sebk-i Hindî'den ve hikemî tarzdan etkilenmiş, Nâilî'ye yazdığı nazîre ile bu yolda yürüdüğünü göstermiş ve kendisinden sonraki şairlere de tesir etmiştir. Hikmetli beyitlerinde Nâbî'nin etkisi görülür. Nâbî'nin Sâib-i Tebrîzî'yi kendisine örnek aldığı düşünüldüğünde Âgâh'ın bir dönem talebelik yaptığı Sâib'den de etkilenmiş olabileceği söylenebilir.

Nazîreleriyle dikkati çeken Âgâh, daha çok Nâbî'nin şiirlerine nazîre yazdı. Ayrıca Nâilî, Cevrî ve Fehîm-i Kadîm'in yanında özellikle Diyarbekir çevresinde yetişmiş Emnî-i Âmidî, Mehmed Emîrî-i Âmidî ve Sabrî-i Kadîm gibi şairlerin şiirlerine, Kanûnî Sultan Süleyman'ın (Muhibbî) birkaç şiiri için de nazîre kaleme aldı. Hamdî, Râmiş, Emîrî-i Âmidî, Azmî-i Âmidî, Mûcib Kemâlî-i Âmidî, Hafîd, Hâmî-i Âmidî, Hâsim ve Lebîb gibi şairler onun şiirlerine nazîre yazdılar. Fakat Âgâh'ın en fazla nazîre söylediği şair, yakın dostu olan Vâlî-i Âmidî'dir. İstanbul edebî muhitlerinde adını pek duyuramamakla birlikte, Ali Emîrî'nin tezkiresinde yer alan Diyarbakırlı şairlerin Âgâh'ın şiirlerine yazdıkları nazîreler, onun bu çevredeki edebiyatçılar tarafından üstat olarak tanındığını ortaya koymaktadır. Âgâh, XVII ve XVIII. yüzyıl edebiyatının özelliklerini şiirlerinde başarıyla uygulayan önemli isimlerden biridir.

Âgâh'ın bilinen tek eseri divanıdır. Divan üzerine yüksek lisans çalışması yapılmış (Sabahattin Civelek, Âgâh Dîvânı Edisyon-Kritikli Metin, yüksek lisans tezi, 1999, Karadeniz Teknik Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü), Şerife Akpınar tarafından da doktora tezi hazırlanmıştır. Bu çalışmada divanın dördü şiir mecmuaları içinde olmak üzere on altı nüshası tesbit edilmiştir. Altı nüshanın karşılaştırıldığı divanda iki kaside (na't), bir tahmîs (Vâlî'nin gazeline), bir tesdîs (şairin tefe'ül yoluyla seçtiği Vecdî'nin bir gazeline), 373 gazel, dört kıta, bir müfred, biri Farsça olmak üzere yirmi altı rubâî mevcuttur. Kaynaklarda şairin Farsça divanı olduğu da zikredilmektedir.

ŞAİRİN KALEMİNDEN

Öne Çıkan Şiirleri

Tümünü oku (397)

Şiir, unutulan şeylerin usulca geri dönüşüdür.

“Şiir, insanın kendine söylediği
en dürüst sözdür.”
Şiirhane · Sözün evi.

Şiirhaneden Mektup

Yeni şiirler, yeni keşif yolları ve iyi sözler için.

Sadece anlamlı şeyler, söz veriyoruz.