Seyyid Mîr Hamza Nigârî portresi

Seyyid Mîr Hamza Nigârî

divan ve tekke şairi Cicimli, Bergüşad, Zengezur, Karabağ, Azerbaycan
1805 1886 (81)
Şiirleri
“Seyyid Mîr Hamza Nigârî, 19. yüzyıl Azerbaycan-Türk tasavvuf edebiyatı ve divan şiirinin önemli temsilcisidir. Tasavvufi şiirlerinde ilahi aşkı, Ehl-i Beyt sevgisini ve Karabağ özlemini işlemiştir. Türkçe Dîvân'ı, Çaynâme ve Nigarnâme mesnevileriyle hem divan hem tekke şiiri geleneğini sürdürmüştür. Şiirlerinde Azerbaycan ve Anadolu Türkçesini sentezleyerek özgün bir üslup oluşturmuştur.”
HAYATI VE EDEBÎ YOLCULUĞU

Seyyid Mîr Hamza Nigârî Kimdir?

Şiirleri, edebî duruşu, fikirleri ve hayatından kesitler

Seyyid Mîr Hamza Nigârî, 1805 yılında Azerbaycan'ın Karabağ bölgesinin Zengezur kazasına bağlı Bergüşad kasabasının Cicimli köyünde doğdu. Babası ulemadan Emîr Rükneddin Paşa, annesi Hayrünnisâ Hanım'dı. Ataları Medine'den Karabağ'a göç ederek Cicimli'ye yerleşmişti. Altı aylıkken babasını kaybeden Nigârî, annesi ve akrabalarının himayesinde büyüdü. On beş yaşından sonra annesinin ısrarıyla Karakaş köyüne giderek Mahmûd Efendi'den, ardından Şeki'nin Dehne köyünde Şikest Abdullah Efendi'den ders aldı.

Bir süre sonra Şirvan bölgesindeki Kürdemir'e giderek Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî'nin müridi İsmâil Sirâceddin Şirvânî ile görüştü. Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî'ye intisap etmek için Harput'a kadar giden Nigârî, 1827'de onun vefat ettiğini öğrenince Sivas'a geçti ve Şeyh İsmail Sirâceddîn Şirvânî'ye intisap etti. 1839'da mürşidiyle Amasya'ya geçti; Gümüşlü Saraçhane Medresesi'nde çileye girdikten sonra mürşidinin izniyle Konya'ya giderek Mevlânâ Celaleddîn Rûmî'nin türbesinde erbain çıkardı, hacca gittikten sonra İstanbul'a geldi. Burada çok durmadan Amasya'ya döndü ve bir yıl daha şeyhine hizmet ettikten sonra halifelik aldı.

1840-41 yıllarında mürşidi tarafından irşat göreviyle Karabağ'a gönderildi. Yaklaşık 1852'ye kadar doğduğu köy Cicimli ve Mirler köyü de dâhil Karabağ'ın çeşitli yerlerinde, Kazah vilayetinin Hanlıklar köyündeki medreselerde ders vererek halkı irşat etti; Emine adlı bir hanımla evlendi ve yegâne oğlu Sirâcî burada doğdu. Bölgedeki irşat faaliyetlerinden rahatsız olan Çarlık Rusya'sının onu sürgüne göndereceğini öğrenince gizlice Anadolu'ya kaçtı; binlerce müridi de arkasından Anadolu'ya akın etti. 1851'den 1867'ye kadar çeşitli zamanlarda Erzurum ve İstanbul'da yaşadı. 1853'teki Kırım Savaşı'nda Rusların Kars'ı alması üzerine mücahitleriyle Kars'a geçerek Osmanlı ordusunda Ruslara karşı savaştı. Savaştan sonra devlet tarafından 500 kuruş maaşla Erzurum'da Bakırcı mahallesindeki camide üç yıl görev yaptı. 1859-1862 arasında İstanbul'da yaşadı ve devrin padişahı Sultân Abdülmecîd ile görüştü. 1860-65 arasında oğlu Sirâcî 22 yaşındayken vefat etti.

Nigârî, 1867'de ailesiyle Merzifon'a yerleşerek sürgün edileceği 1884'e kadar Amasya'da faaliyet gösterdi. Etrafında kalabalık kitlelerin toplanması, vaazlarında Hz. Ali ve Ehl-i Beyt muhabbetini vurgulaması, şiirlerinde bunu öne çıkarması Amasya'da bazı kimselerin tepkisine yol açtı. Şiilik propagandası yaptığına dair söylentiler yayıldı ve Babıali'ye şikâyet edildi. Bunun üzerine Babıali, Nigârî'nin ailesi ve yakın çevresiyle Amasya'dan çıkarılıp 1.500 kuruş maaşla Samsun'a gönderilmesini bildiren mazbatayı Amasya mutasarrıflığına ve Merzifon kaymakamlığına gönderdi. 20 Mayıs 1885'te şair, eşi ve yakınlarıyla Tokat, Sivas ve Malatya güzergâhından Harput'a gitti. 1886 Ekim'inde Harput'ta vefat etti; vasiyeti gereği cenazesi Amasya'ya getirilerek Beyazıt Paşa Mahallesi'nde oğlu Sirâcî'nin mezarının yanına defnedildi. Müritlerinin ve amcası oğlu Mîr Hasan Efendi'nin maddi yardımlarıyla mezarının bulunduğu yere bir türbe ve 1895'te Şirvanlı Camii veya Azeriler Camii olarak bilinen Barok mimarisi esas alınarak bir cami yapıldı.

Eserleri arasında en önemlisi Türkçe Dîvân'ıdır. 1883-84'te İstanbul'da tamamlanarak matbaaya verilen eser, 1301/1884'te Süleyman Efendi Matbaası'nda, 1908'de Tiflis'te Gayret Matbaası'nda basıldı; Muzaffer Akkuş (2000), Azmi Bilgin (2003), Kurtuluş Altunbaş (2004) ve Nezaket Memmedli (2010) tarafından yayımlandı. Dîvân'da 644-650 civarında gazel, 129 rubai, 49 kıta, biri 28 bentlik Sakinâme olan 3 terkib-i bend, 21 beyitlik 1 Çarpâre, 5 kaside, 18 terci'-bend, 3 müstezad, Fuzûlî'nin gazellerine yazılmış 5 tahmis, 49 hece vezniyle şiir, 521 beyitlik Çaynâme mesnevisi, Karakaşlı Ahmed Efendi'ye manzum-mensur mektubu ve Menâkıb-ı Seyyid Nigârî yer alır. Farsça Dîvân'ı 1329/1911'de İstanbul'da basıldı; mürettep olan eserin bir bölümü şairin yeğeninin oğlu Mustafa Fahreddin Akabali tarafından Türkçeye çevrilerek şerh edildi; sonunda Heştbehiştnâme adlı bir risale bulunur. Nigarnâme, 1305/1888'de İstanbul'da basılan 4545 beyitlik hacimli bir mesnevidir; alegorik olup Fuzûlî'nin Leylâ vü Mecnûn ve özellikle Şeyh Gâlib'in Hüsn ü Aşk mesnevileriyle benzerlik gösterir, ancak birçok yönden orijinaldir. Çaynâme, 521 beyitlik tasavvufî bir mesnevi olup tevhid, münacat ve na'tla başlar, İsmail Sirâceddîn Şirvânî'den bahseder; Karabağ'ın güzelliklerini tasvir ederek biladiye ve şehrengiz türünün örneğini verir. Menâkıb-ı Seyyid Nigârî, 210 beyitlik manzum bir eserdir. El-Fütûhât-ı Mekkiye'ye Tavzihâtı ve Hâtime-i Seyyid Nigârî-Tahdisiye eserlerinin yeri tespit edilememiştir.

Nigârî mahlasını ilahi aşka tutulduğu güzelin adından alan şair, mürşidi İsmail Sirâceddîn Şirvânî'nin tabiriyle ilahi aşk ile mahv-ı vücûd etmiştir. Dîvân'ında heceyle yazılmış şiirleri bulunan Nigârî'nin halk edebiyatındaki önemi, daha çok heceyle yazdığı şiirlerinde, türkü ve koşmalarında kullandığı dil ve üslupta, heceyle yazdığı şiirlerin kafiyelerini alfabetik olarak sıralamasında görülür. Şiirlerinde yaşadığı çağa ayna tutmuş, döneminin sosyal-siyasi olaylarını açıkça yansıtmıştır; Rus baskısına, Çar Rusya'sının Kafkaslardaki Müslüman halka zulmüne ve bu zulme karşı başkaldırıya yer vermiştir. 19. yüzyıl Türk tasavvuf edebiyatındaki yeri diğer mutasavvıf şairlerden oldukça farklıdır; tek bir yönüyle ele alınamaz. Klasik tarzda yazdığı manzumelerinde başarılı bir divan şairi profili çizerken ahenkli zikirleri, çağına ve edebî-fikrî akımlara gönderme yapan beyitleriyle hem şeyh hem mücahit hem de tekke şairi izlenimi oluşturur. Şiirlerinde zahit, vaiz, softa ve sufilere çatarken müritlerine ve okuyuculara nasihatlerde bulunur. Şarkın meşhur eserlerine, şair ve düşünürlerine göndermede bulunurken şair kimliği sufi kimliğine baskın çıkarak Sa'dî, Hâfız-ı Şirâzî gibi şairleri bile tab'-ı selîmine dadılık ettirir. Tevhit, münacat ve özellikle na'tlarda şekil, kavram, üslup, hitap ve mazmun yeniliğine yönelmiştir. Edebî sanatları orijinal biçimde kullanması, şiirlerinde hem Azerbaycan hem Anadolu Türkçesinin özelliklerini sentez halinde sunması, yerine göre Karabağ ağzındaki yerel kelimelere ağırlık vermesi üslup özelliklerindendir. Çaynâme ve Nigarnâme mesnevilerinde alışılmamış mazmun ve konulara başvurmuş, çeşitli sembol ve alegori unsurlarından faydalanmıştır; her iki mesnevide de tasavvufi konuları, kendisini, Karabağ'ı ve Azerbaycan'la ilgili gelenek ve görenekleri anlatarak başarılı semboller oluşturmuştur.

Seyyid Nigârî, Azerbaycan edebiyatında da önemli bir yer tutar. Fuzûlî ve Nebâtî takipçisi olan şair, Nesîmî, Fuzûlî, Bağdatlı Rûhî etkisiyle yazdığı şiirlerinde klasik Azerbaycan edebiyatının, Nebâtî etkisiyle yazdığı şiirlerinde ise Azerbaycan tasavvuf edebiyatının önemli örneklerini vermiştir. Tasavvufi faaliyetlerinden dolayı Çar Rusya'sı ve Sovyet Rusya tarafından ismi edebiyat tarihlerinden silinen şair, her türlü yasaklara rağmen unutturulamamıştır. Şairin çevresinde toplanan şair ve mutasavvıflar Azerbaycan, Erzurum, İstanbul ve Amasya edebî muhiti içinde değerlendirilmelidir. Azerbaycan'da bulunduğu sırada Ağa Rahim Ağa Dilbazi, Şahnigar Hanım Rencûr, Sirâcî, Sadî Sânî Karabâğî gibi binlerce şair mürit yetiştirmiştir. Bulunduğu her mekânda bir edebî-tasavvufi mektep oluşturmayı başarmış; Erzurum, Amasya ve İstanbul'da etrafında şairlerden ve mutasavvıflardan oluşan geniş bir halka oluşturmuş ve bu etkiler günümüze kadar devam etmiştir. Erzurum'daki etkileri Hâce Hüseyin Efendi ve Alvarlı Efe vasıtasıyla, İstanbul'daki etkisi ise Molla Mehemmed Hüznî, Sebatî, Giryan Kazakî gibi şairler tarafından günümüze ulaşmıştır. Mürit ve halifeleri tarafından devam ettirilen tasavvufi halka da aktif bir şekilde sürmüştür.

ŞAİRİN KALEMİNDEN

Öne Çıkan Şiirleri

Tümünü oku (5)

İnsan bazı şiirleri okumaz; onlara denk gelir.

“Şiir, insanın kendine söylediği
en dürüst sözdür.”
Şiirhane · Sözün evi.

Şiirhaneden Mektup

Yeni şiirler, yeni keşif yolları ve iyi sözler için.

Sadece anlamlı şeyler, söz veriyoruz.