“Sabahattin Ali, toplumcu gerçekçi çizgide eserler veren, şiir ve öykülerinin yanı sıra romanlarıyla da iz bırakan bir yazardır. Kuyucaklı Yusuf, İçimizdeki Şeytan ve Kürk Mantolu Madonna adlı romanlarıyla geniş okur kitlelerine ulaşmış, aşk ve toplumsal eleştiri temalarını ustalıkla işlemiştir. Cumhuriyet dönemi Türk edebiyatının etkili figürlerinden biri olarak hem yaşadığı dönemde hem de sonrasında edebiyat çevrelerinde takdir toplamıştır.”
Sabahattin Ali Kimdir?
Şiirleri, edebî duruşu, fikirleri ve hayatından kesitler
Sabahattin Ali, 25 Şubat 1907'de Edirne Vilayeti'nin Gümülcine Sancağı'na bağlı Eğridere'de doğdu. Babası Ali Selahattin Bey, dönemin entelektüel çevresinden Tevfik Fikret ve Prens Sabahaddin ile dostluğu nedeniyle oğluna Sabahattin adını verdi. İlköğrenimine İstanbul'da Üsküdar'ın Doğancılar Mahallesi'ndeki Füyûzâtı Osmâniye Mektebinde başladı; babasının Çanakkale'ye tayini üzerine ailecek oraya taşındılar ve öğrenimine Çanakkale İptidai Mektebinde devam etti. Seferberlik sırasında okul kapandıysa da babasının çabalarıyla yeniden açıldı. 1921'de Edremit İptidai Mektebini bitirdikten sonra İstanbul'daki büyük dayısının yanına gitti, ardından Balıkesir'e dönerek 1922-1923 ders yılında Balıkesir Muallim Mektebine kaydoldu. Burada şiir ve hikâye denemelerine başladı, okul gazetesi çıkardı ve edebiyat öğretmeni Ali Canip Yöntem'in desteğiyle Çağlayan ve Akbaba dergilerine yazılar gönderdi. 21 Ağustos 1927'de öğretmenlik diplomasını aldı.
Öğretmenlik diplomasını aldıktan sonra Ankara'da dayısı Rıfat Ali Ertüzün'ün yanına gitti; dayısının Yozgat'a tayini üzerine Yozgat Merkez Cumhuriyet İlkokuluna öğretmen olarak atandı. Yozgat'ta geçirdiği yalnızlık döneminde Nahit Hanım'a duyduğu karşılıksız aşkı şiirlerine yansıttı; Servet-i Fünûn dergisinde yayımlanan Bir Macera adlı şiirini Nahit Hanım'a ithaf etti. 1928 Kasım'ında Türkiye Cumhuriyeti tarafından dil eğitimi için Almanya'ya gönderildi. Berlin'de kısa bir süre kaldıktan sonra Potsdam'a yerleşti ve Deutsches Institut Auslander'ın kurslarına devam etti. Bu dönemde Turgenyev, Gorki, Poe, Maupassant, Kleist, Hoffmann ve Thomas Mann gibi yazarları tanıyarak edebî ufkunu genişletti. Almanya'daki ikinci yılını tamamlayamadan 1930 Mart'ında Türkiye'ye döndü.
Döndükten sonra Bursa Orhaneli'de ilkokul öğretmenliğine, aynı yılın Eylül'ünde ise Aydın Ortaokulu'na Almanca öğretmeni olarak atandı. Burada komünizm propagandası yaptığı iddiasıyla hakkında soruşturma açıldı ve 9 Eylül 1931'e kadar Aydın Hapishanesi'nde tutuklu kaldı. Serbest bırakıldıktan sonra Konya Ortaokulu'na atandı; ancak bir toplantıda okuduğu Memleketten Haber şiiriyle Mustafa Kemal Atatürk ve İsmet İnönü'yü yerdiği iddiasıyla 22 Aralık 1932'de tekrar tutuklandı ve on dört ay hapis cezasına çarptırıldı. 29 Nisan 1933'te memurluktan kaydı silindi ve Sinop Cezaevi'ne gönderildi. Cezaevinde geçirdiği on ay yedi günün ardından Cumhuriyet'in 10. kuruluş yıl dönümü nedeniyle çıkan genel aftan yararlanarak serbest kaldı. Bu dönemdeki gözlemlerini Bir Şaka, Kanal, Kazlar, Bir Firar, Katil Osman ve Çaydanlık adlı hikâyelerinde kullandı.
Tutukluluğunun ardından yeniden göreve atanabilmek için Ankara'ya gitti; 1934'te Atatürk hakkında Benim Aşkım adlı şiiri yazdı ve ardından önce geçici olarak Orta Tedrisat Şube Müdürlüğüne, sonra asli olarak Milli Talim ve Terbiye'ye atandı. 16 Mayıs 1935'te Aliye Hanım ile evlendi. Bu dönemde Varlık ve Ayda Bir gibi dergilerde hikâyeler yayımladı, Knut Hamsun, Liam O'Flaherty ve Panteleymon Romanov'dan tercümeler yaptı. 1936'da Soyadı Kanunu sonrasında ailesi "Şenyuva" soyadını alırken kendisi babasının adı olan "Ali"yi soyadı olarak kullanmak istedi; izin verilmeyince "Alı" soyadını aldı. Askerlik görevini İstanbul'da yaptı ve bu sırada kızı Filiz Ali (1937) doğdu. Askerlik bitiminde Musiki Muallim Mektebine Türkçe öğretmeni olarak atandı ve Ankara'ya yerleşti. Bu dönemde Sabahattin Eyüboğlu, Azra Erhat, Mediha Esenel ve Niyazi Ağırnaslı gibi isimlerle yakın ilişkiler kurdu; Devlet Konservatuvarı'nda Carl Ebert'in asistanlığını yaptı. 1939'da İçimizdeki Şeytan romanını yazdı; bu eser siyasi tartışmalara yol açtı ve Nihal Atsız buna karşılık İçimizdeki Şeytanlar adlı eseri yayımladı. II. Dünya Savaşı öncesi seferberlikte tekrar askere alındı ve dört ay İstanbul'da askerlik yaptı; bu sırada Kürk Mantolu Madonna'yı yazdı ve Hakikat gazetesinde tefrika ettirdi (18 Aralık 1940 - 8 Şubat 1941).
1940-1943 yılları arasında Adelbert von Chamisso, Ludwig Tieck, Heinrich von Kleist ve Friedrich Hebbel gibi yazarlardan çeviriler yaptı; Türk Dil Kurumu ve Tercüme Odası gibi kurumlarda görev aldı. Ekonomik rahatlığı ve yaşam tarzı nedeniyle hem sol hem sağ kesimden eleştiriler aldı. 1944'te Nihal Atsız'ın Orhun dergisinde kendisini hedef alan yazısı üzerine Atsız'a hakaret davası açtı; dava sürecinde adliye önünde aleyhinde gösteriler yapıldı. 1944 sonrasında Markopaşa, Malum Paşa ve Ali Baba gibi dergilerde daha sert ve eleştirel bir dil kullandı. 1946'da Aziz Nesin'le birlikte Markopaşa dergisini çıkardı; dergideki yazılardan sorumlu tutularak hapis cezasına çarptırıldı ve 10 Eylül 1947'de tahliye oldu. Ardından Ali Baba dergisini çıkardı ve Sırça Köşk adlı öyküsü Bakanlar Kurulu kararıyla toplatıldı; 31 Aralık 1947'de serbest kaldı. Ekonomik sıkıntılar çekti ve nakliyecilik yapmaya başladı.
1948 Mart sonlarında "Edirne'ye peynir götüreceğim" diyerek yola çıktı; asıl amacı Bulgaristan sınırını aşarak Avrupa'ya ulaşmaktı. Kendisine yasal yollardan pasaport verilmediği için kaçak yollarla bu amacına ulaşmaya çalıştı. Kendisine rehberlik edecek Ali Ertekin ile tanıştı ve Kırklareli'ne doğru yola çıktılar. Ali Ertekin, Sabahattin Ali'yi kitap okuduğu sırada elindeki bir sopayla kafasına vurarak öldürdü; gerekçe olarak millî hislerinin tahrik edildiğini öne sürdü. Cesedi 16 Haziran 1948'de Kırklareli Üsküp beldesi Sazara köyü yakınlarında bir çoban tarafından bulundu. Ali Ertekin idam cezasıyla yargılanmasına rağmen dört yıla hüküm giydi ve kısa süre sonra serbest kaldı. Ölümü üzerine çeşitli spekülasyonlar yapıldı; Rasih Nuri İleri işkencede öldüğünü iddia ederken Yalçın Küçük farklı senaryolar öne sürdü, Aziz Nesin ise MİT'in öldürmediğini savundu.
Öne Çıkan Şiirleri
Bazı kelimeler insanı kendine geri çağırır.