“Tanzimat döneminin önde gelen şair, yazar ve siyaset adamlarından biri olan Namık Kemal, 'Vatan Şairi' ve 'Hürriyet Şairi' olarak anıldı. Yurtseverlik, özgürlük ve ulus kavramlarını Türk edebiyatına ve düşünce hayatına sokan isim oldu. 'İntibah' ve 'Vatan yahut Silistre' gibi eserleriyle Türk edebiyatında ilklerin öncüsü oldu. Toplum için sanat anlayışını benimseyerek eserlerini halkın anlayacağı sade bir dille yazdı.”
Namık Kemal Kimdir?
Şiirleri, edebî duruşu, fikirleri ve hayatından kesitler
Mehmed Nâmık Kemal, 21 Aralık 1840'ta Tekirdağ'da dünyaya geldi. Annesi Arnavut asıllı Fatma Zehra Hanım, babası ise Yenişehirli Mustafa Âsım Bey'di. Çocukluğu, Tekirdağ sancağında vali yardımcısı olan dedesi Abdülatif Paşa'nın yanında geçti. Dedesinin değişik kentlerde görev yapması nedeniyle düzenli bir eğitim alamadı; özel derslerle kendini yetiştirdi, Arapça ve Farsça öğrendi. 1848'de annesini Afyon'da kaybetti. Dedesinin Kars'a mutasarrıf olarak atanması üzerine 1,5 yıl Kars'ta yaşadı ve Karslı şair Vaizzade Seyid Mehmet Hamid Efendi'den divan edebiyatını öğrendi. 1854'te İstanbul'a döndü.
1855'te babasının Filibe mal müdürü, dedesinin Sofya kaymakamı olmasıyla Sofya'ya gitti. Kars'ta öğrendiği aruz ve hece vezinlerini Sofya'da pekiştirdi. Dedesinin arkadaşı şair Binbaşı Eşref Bey, şiirlerini okuduktan sonra ona 'Namık' adını verdi ve o günden sonra Namık Kemal olarak anıldı. 18 yaşına kadar kaldığı Sofya'da Niş Kadısı Mustafa Ragıp Efendi'nin kızı Nesime Hanım ile evlendi; bu evlilikten Feride, Ulviye ve Ali Ekrem adlarında çocukları oldu.
1857'de İstanbul'a dönerek Bab-ı Ali'de Tercüme Odası'nda memurluğa başladı. İlk şiirlerini Sofya'da yazmıştı; İstanbul'da kısa sürede şairler arasında tanındı. Divan şiirinin son temsilcilerinden Leskofçalı Galip Bey ile yakın dostluk kurdu ve onun başkanlığındaki Encümen-i Şuara topluluğuna katıldı. 1863'ten itibaren dört yıl yeniden Tercüme Odası'nda görev aldı; bu sırada Batı'yı tanıyanlarla tanıştı ve gözlerini Batı kültürüne çevirdi. Edebiyatta Batılılaşmanın öncüsü İbrahim Şinasi ile tanışması hayatını değiştirdi. Batı edebiyatını öğrenmeye başladı, ilgisi nesre yöneldi. Tasvir-i Efkar'da fıkra ve tercüme yazılar kaleme aldı; 'hak, millet, vatan, hürriyet, meclis, mebus' gibi kavramları yaygınlaştırdı.
1865'te Şinasi'nin Fransa'ya gitmesiyle Tasvir-i Efkar'ı tek başına çıkardı. Aynı dönemde İttifak-i Hamiyet adlı gizli derneğin (sonradan Yeni Osmanlılar Cemiyeti) kurucuları arasında yer aldı. Gazetesinde hükümet aleyhine şiddetli makaleler yayımladı; 'Şark Meselesi' üzerine yazdığı bir makale gazetenin kapatılmasına ve kendisinin Erzurum vali muavini olarak atanmasına yol açtı. Erzurum'a gitmek yerine Ziya Paşa ile Paris'e kaçtı. Mısırlı prens Mustafa Fazıl Paşa'nın maddi himayesinde Londra'da 'Muhbir' gazetesini çıkardılar; Ali Suavi ile anlaşmazlık üzerine ayrıldı. Ardından Hürriyet gazetesini çıkardılar. 1870'te Sadrazam Âli Paşa ile barışarak yurda döndü.
İstanbul'a döndükten sonra Diyojen dergisinde imzasız fıkralar yazdı; Sadrazam Ali Paşa'nın ölümünden sonra 1872'de İbret gazetesini çıkararak yeniden muhalefete başladı. Gazete sık sık kapatıldı; sonunda Sadrazam Mahmut Nedim Paşa'yı eleştiren yazılar yüzünden Gelibolu'ya mutasarrıf olarak atandı. Gelibolu'da 'Vatan yahut Silistre' oyunu ile 'Evrâk-ı Perişan' adlı eserini tamamladı. 1872'nin son günlerinde İstanbul'a dönerek İbret'in başına geçti. Vatan yahut Silistre, 1 Nisan 1873 gecesi Güllü Agop'un Gedikpaşa'daki tiyatrosunda sahnelendi; oyunun halkı coşturması olaylara neden oldu. Gazete kapatıldı ve Namık Kemal dört arkadaşıyla birlikte yargılanmadan sürgüne gönderildi; kendisi Mağusa'ya (Kıbrıs) sürüldü.
Mağusa sürgünlüğü 38 ay sürdü; olumsuz koşullar altında yaşadı, sıtmaya ve başka hastalıklara yakalandı. Eserlerinin çoğunu bu dönemde kaleme aldı: Gülnihal'i tamamladı; Zavallı Çocuk, Kara Bela, Celaleddin Harzemşah gibi önemli eserlerini yazdı. Sürgün dönüşü İstanbul'da kahraman gibi karşılandı; Hürriyet Kasidesi'ni bu dönemde yazdı. II. Abdülhamit'in kurduğu anayasa komisyonunda üye oldu; ancak padişah aleyhine bir beyit okuduğu gerekçesiyle yargılandı, 6 ay hapis cezası aldıysa da beraat etti. Girit'te ikamete mecbur edildi; kendi isteğiyle Midilli'ye gönderildi. 2,5 yıl sonra Midilli mutasarrıfı olarak görevlendirildi.
1879'dan itibaren 5 yıl süren Midilli mutasarrıflığı sırasında kaçakçılığı önledi, hazine gelirini artırdı, 20 Türk ilkokulu açtı ve Türklerin hayat şartlarını iyileştirdi. 1882'de Nişan-i Osmanlı madalyası ile ödüllendirildi. 'Vaveyla', 'Murabba', 'Vatan Mersiyesi' gibi şiirlerini burada yazdı; Mağusa'da başladığı Celaleddin Harzemşah'ı tamamladı. 1884'te Rodos mutasarrıfı oldu; çalışmaları padişahın imtiyaz madalyası ile ödüllendirildi. Rodos'ta Osmanlı tarihi hakkında eser yazmaya başladı. 1887'de görevi sona erdi ve Sakız Adası mutasarrıfı oldu.
Sakız Adası'nın kuru havası nedeniyle rahatsızlanan Namık Kemal, 2 Aralık 1888'de 47 yaşında öldü. Adada bir caminin haziresine defnedildi; arkadaşı Ebüzziya Tevfik'in girişimiyle naaşı Gelibolu'ya nakledilerek Bolayır'da Gazi Süleyman Paşa'nın türbesinin yanına gömüldü. Mezarı üzerine II. Abdülhamit bir türbe yaptırdı; türbenin planını Tevfik Fikret çizdi. 1912 Mürefte-Şarköy Depremi'nde sütunlar zedelendiği için bugün mermer kaplı bir kabirde bulunmaktadır.
Tanzimat döneminin en önemli düşünce, sanat ve siyaset adamlarından biri olan Namık Kemal, 'toplum için sanat' anlayışını benimsedi; sanatı toplumun Batılılaşması için bir araç olarak kullandı. Eserlerini halkın anlayabileceği sade bir dille yazmayı amaçladı; divan edebiyatının süslü düz yazısı yerine düşünceyi ileten yeni bir düzyazı kullandı ve noktalama işaretlerine yer verdi. Gençliğinde divan tarzında şiirler yazdı; Avrupa'ya gittikten sonra yeni edebiyatı benimsedi ve Fransız edebiyatını, özellikle romantizmi örnek aldı. Şiirleri biçim bakımından eski, konu bakımından yenidir; yurt, ulus ve özgürlük gibi temaları işledi. Tiyatroyu halkın eğitilmesinde okul gibi gördü ve dram türünde eserler verdi. Türk edebiyatının ilk edebî romanı sayılan İntibah ile Batılı tarzdaki ilk tiyatro eserlerinden Vatan yahut Silistre en ünlü eserleridir. Mustafa Kemal Atatürk'ü eserleri ve düşünceleriyle etkiledi; Atatürk onun dizelerine nazire yazdı.
Öne Çıkan Şiirleri
Şiir, kalbin unutmamayı seçtiği şeydir.