“Bedri Rahmi Eyüboğlu, resim ve şiiri bir arada yürüten, halk kültüründen beslenen özgün bir sanatçıdır. Geleneksel motifleri Batı teknikleriyle birleştirdiği resimlerinde olduğu gibi şiirlerinde de masal, türkü ve deyişlerden yararlanmış; doğa, insan ve yaşama sevincini toplumsal duyarlılıkla işlemiştir. Yaradana Mektuplar, Karadut ve Tuz gibi kitaplarıyla Türk şiirinde halk diline yaklaşan akıcı bir söyleyiş kurmuştur. Cumhuriyet dönemi Türk edebiyatında ressam-şair kimliğiyle ayrı bir yer edinmiştir.”
Bedri Rahmi Eyüboğlu Kimdir?
Şiirleri, edebî duruşu, fikirleri ve hayatından kesitler
Bedri Rahmi Eyüboğlu, 1911 yılında babasının kaymakam olarak görev yaptığı Giresun'un Görele ilçesinde dünyaya geldi. Asıl adı Ali Bedrettin olan sanatçının çocukluğu Anadolu'nun çeşitli yerlerinde geçti; ailesi, babasının Trabzon milletvekili seçilmesi üzerine 1925'te Trabzon'a yerleşti. Trabzon Lisesi'nde öğrenim görürken resim öğretmeni Zeki Kocamemi'nin yeteneğini keşfetmesiyle resme ilgi duymaya başladı. Ağabeyi Sabahattin'in Fransa'dan gönderdiği resim kitapları bu ilgiyi pekiştirdi ve ilk şiirlerini de lise yıllarında yazdı.
1929'da İstanbul Güzel Sanatlar Akademisi'ne girerek Nazmi Ziya Güran ve İbrahim Çallı'nın öğrencisi oldu; Ahmet Haşim'den estetik ve mitoloji dersleri aldı. 1931'de ağabeyiyle birlikte Fransa'ya giderek Dijon ve Lyon'da Fransızcasını geliştirdi, müzelerde Gauguin ve El Greco gibi ustaların eserlerini kopya etti. 1932'de Paris'te André Lhote Atölyesi'nde çalıştı ve gelecekteki eşi Ernestine Letoni ile tanıştı. 1933'te yurda döndükten sonra 1934'te Yeni Adam dergisinde ressam olarak çalışmaya başladı ve şiirleri edebiyat dergilerinde yayımlanmaya başladı. 1936'da Güzel Sanatlar Akademisi diploma yarışmasında "Hamam" adlı çalışmasıyla birinci oldu ve aynı yıl Eren adını alan Ernestine Letoni ile evlendi.
1937'de Akademi Resim Bölümü başkanı Leopold Levy'nin asistanı olarak seçilmesiyle uzun yıllar sürecek akademik kariyeri başladı. 1938'de CHP Yurt Gezisi programı kapsamında Edirne'ye giderek doğa resimleri ve yöresel motifler çizdi. 1941'de ilk şiir kitabı "Yaradana Mektuplar" yayımlandı; halk edebiyatının masal ve deyiş gibi türlerine duyduğu hayranlık şiirlerine yansıdı. 1942'de Çorum ve İskilip'e yaptığı gezi resim anlayışını değiştirdi; halay çekenler, han avluları, çocuk emziren kadınlar ve saz çalan aşıklar temalarını işlemeye başladı.
1943'te Ortaköy Lido Yüzme Havuzu için ilk duvar resimlerini gerçekleştirdi ve mimar-sanatçı işbirliğini savundu. 1945-1947 arasında "Mari'nin Portresi", "Alis I", "Alis II" gibi portre dizisini oluşturdu. 1947'de genç sanatçılardan oluşan "10'lar Grubu"nun kurulmasına öncülük etti. 1948'de ikinci şiir kitabı "Karadut" yayımlandı. 1950'de Ankara'da 150 resimden oluşan retrospektif sergisi büyük ilgi gördü; Paris'te İnsan Müzesi'nden etkilenerek "güzel yararlı olmalıdır" düşüncesini benimsedi ve yazmacılık geleneğine yeni bir yorum getirdi.
1951'de ilk yazma sergisini açtı; 1953'te üçüncü şiir kitabı "Tuz", 1956'da ilk düzyazı kitabı "Canım Anadolu", 1957'de "Üçü Birden" yayımlandı. 1953-1960 arasında büyük boyutlu mozaikler üzerinde çalıştı; 1958 Brüksel Expo'sundaki Türk Pavyonu için yaptığı 227 metrekarelik çalışmasıyla altın madalya aldı. 1961'de Rockefeller Bursu ile ABD'ye giderek Kaliforniya Üniversitesi'nde misafir profesörlük yaptı; bu dönemde soyut biçimlere yöneldi. Yurda döndükten sonra eski konularına dönerek gecekonduları, kahvehaneleri ve hanları resmetti. 1972'de 33. Devlet Resim ve Heykel Sergisi'nde birincilik ödülü aldı. 21 Eylül 1975'te İstanbul'da pankreas kanserinden hayatını kaybetti ve Küçükyalı Mezarlığı'na defnedildi.
Şiirlerinde halk diline yaklaşmayı sonuna dek sürdüren Eyüboğlu, halk edebiyatının masal, şiir ve deyiş gibi türlerinden aldığı öğeleri kendine özgü bir biçimde kullandı. Akıcı ve rahat bir dille kaleme aldığı gezi ve deneme yazılarında halk kültürü ve halk sanatı konularındaki görüşlerini sergiledi. Nâzım Hikmet için yazdığı "Zindanı Taştan Oyarlar" adlı şiiri sonraki süreçte Zülfü Livaneli tarafından bestelenerek kült hâline geldi. Resim ve şiiri bir arada yürüten sanatçı, geleneksel motifleri Batı teknikleriyle birleştirerek Türk sanatına özgün bir katkı sağladı.
Öne Çıkan Şiirleri
Şiir, yalnızlığın kendine bulduğu en güzel dildir.