“Ahmed Arif, 1923'te Diyarbakır'da doğdu. Toplumcu gerçekçi şiirin önde gelen temsilcilerinden biri olarak, samimi anlatımı, alışılmamış bağdaştırmaları ve serbest ölçüsüyle dikkat çekti. Hayatta iken yayımladığı tek kitabı Hasretinden Prangalar Eskittim (1968) ile geniş kitlelere ulaştı; şiirleri birçok sanatçı tarafından bestelendi. Doğup büyüdüğü Güneydoğu Anadolu ve Çukurova coğrafyasını şiirlerine taşıyarak Türk edebiyatında kalıcı bir yer edindi.”
Ahmed Arif Kimdir?
Şiirleri, edebî duruşu, fikirleri ve hayatından kesitler
Ahmed Arif, 23 Nisan 1923'te Diyarbakır'ın Hançepek semtinde dünyaya geldi. Asıl adı Ahmet Hamdi Önal olan şairin babası Arif Hikmet, Rumeli'den Kerkük'e görevli gelmiş bir aileye mensup olup Osmanlı Devleti hizmetinde memurdu; annesi Sare Hanım ise Erbilli bir Kürt'tü. Sekiz kardeşin en küçüğü olan Ahmed Arif, çocukluk yıllarını Siverek ile babasının vekâleten kaymakamlık yaptığı Harran'da geçirdi. Bu dönemde Siverek'te Zazacayı, Karakeçi'de Kürtçeyi ve Harran'da Arapçayı öğrendi. Annesini 1929'da kaybetti ve üvey annesi Fatma Hanım tarafından büyütüldü.
İlkokulu Siverek'te, ortaokulu Şanlıurfa'da okudu. Lise öğrenimine parasız yatılı olarak Afyon Lisesi'nde devam etti ve burada edebiyat bilgisini zenginleştirme imkânı buldu. Afyon Lisesi'ndeyken yazdığı ilk şiiri, Afyon Halkevi dergisi Taşpınar'ın Kasım 1942 tarihli 94. sayısında yayımlandı. 1943'te liseden mezun olduktan sonra bir süre Uşak'ta ağabeyinin yanında kaldı, ardından Diyarbakır'a gitti. Askerliğini Riva'da yedek subay olarak yaptı ve 11 Mart 1947'de terhis oldu.
Yükseköğrenim için Ankara'ya giden Ahmed Arif, Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Felsefe Bölümü'ne kaydoldu ancak mezun olamadı. Faruk Nafiz, Ahmed Muhip, Ahmed Hamdi, Cahit Külebi ve Behçet Necatigil gibi şairlerin etkisinde şiirler yazdı. İnkılapçı Gençlik ve Meydan dergilerinde yazdığı şiirlerle adını duyurdu; özgün şiirsel yapısını yansıtan şiirleri 1948'de yayımlanmaya başladı. Attilâ İlhan'ın düzenlediği ve Varlık dergisinin yayımladığı Şiirler-1948 antolojisinde yer alan Rüstemo başlıklı şiiri kabul edildi.
1948'de Dışişleri Bakanlığı sınavını kazandı; ancak yurt dışına gönderileceği sırada Palmiro olarak bilinen şiiri nedeniyle gözaltına alındı. İtalyan komünist önder Palmiro Togliatti'nin öldürülmesi üzerine yazdığı bu şiirin müsveddelerinin çoğaltılıp bir arkadaşının evinde bulunması, kimi arkadaşlarının yargılanmasına, kendisinin ise karakolda ifade verip serbest bırakılmasına neden oldu. İşe alınmayınca Danıştay'a başvurdu ve Merkez Bankası'nda bir işe yerleştirildi. 1950'de Hürriyet gazetesinde okuduğu bir röportaj vesilesiyle 1943'te Van'da gerçekleşen Muğlalı Olayı'nı öğrenince, 33 kişinin kurşuna dizildiği bu katliamı konu edinen 33 Kurşun adlı şiirini yazdı. Bir ağıt olarak tasarladığı ve yayımlamayı düşünmediği bu şiir, kısa sürede elden ele dolaşarak çok bilinen bir eser hâline geldi.
1950'de Türk Ceza Kanunu'nun 141. maddesine aykırı davranmak ve 1952'de gizli örgüt kurma savıyla iki kez tutuklandı. Tutukluluğu sırasında Ankara'dan İstanbul'a götürüldü ve Sanasaryan Han'da işkenceye maruz kaldı. 38 ay tutuklu kaldıktan sonra yapılan yargılama sonucunda iki yıl hapis ve sekiz ay Şanlıurfa'da gözetim altında tutulma cezasına çarptırıldı. Cezayı yargılanmadan önce fazlasıyla çektiği için 7 Ekim 1954'te tahliye edildi. Gözetim cezasının Şanlıurfa yerine Diyarbakır olarak değiştirilmesini sağlayarak kız kardeşinin öğretmenlik yaptığı Diyarbakır'a gitti ve bir tuğla-kiremit fabrikasında kâtip olarak çalıştı. Kamu gözetimi cezasını tamamladıktan sonra Ankara'ya döndü. 1954-1959 yılları arasında platonik aşkı Leyla Erbil'e mektuplar yazdı.
Yükseköğrenimini tamamlayamayan Ahmed Arif, 1956'dan itibaren Medeniyet, Öncü ve son olarak Halkçı gazetelerinde redaktör olarak çalıştı. 1967'de Ankara'da tanıştığı Aynur Hanım'la evlendi; 1972'de oğlu Filinta dünyaya geldi. Uzun süre TKP Ankara il komitesi için çalıştı. 1960'larda Fikret Otyam'ın röportajlarına şiirlerinden bölümler eklemesiyle ünü yayıldı. Şiirlerinin toplandığı tek kitabı Hasretinden Prangalar Eskittim 1968'de yayımlandı. Bu eser yoğun ilgiyle karşılandı ve altmıştan fazla basım yapılarak Türkiye'de en çok baskısı yapılan şiir kitapları arasına girdi. Ahmet Kaya, Cem Karaca gibi sanatçılar tarafından birçok şiiri bestelendi. Doğup büyüdüğü Güneydoğu Anadolu insanını şiirlerine aktaran Ahmed Arif, bu yönüyle halk arasında sevilen bir kişi oldu. Hasretinden Prangalar Eskittim'den sonra hiç şiir yayımlamadı, hatta yazmadı.
Ahmed Arif, 1977'de gazetecilikten emekli olduktan sonra yaşamını Ankara'da sürdürdü. Cemal Süreya, Canip Yıldırım, Cemalettin Ünlü, Muzaffer Erdost, Nedret Gürcan, Adnan Binyazar ve aile yakınları dışında kimseyle görüşmedi. Ölümünden kısa süre önce yakınlarına ikinci bir kitap basımı için şiirlerinin hazır olduğunu, İstanbul'a giderek dikte ettireceğini ve yeni kitabının basılacağını söylediği bilinir; fakat bu gerçekleşemedi. Yıllar boyu gazete ya da dergilere demeç vermeyen Ahmed Arif, 1989'da şair ve gazeteci Refik Durbaş ile bir mülakat yaptı. Bu söyleşi önce Cumhuriyet gazetesinde yayımlandı, sonra kitap hâline geldi. Daha önce ikinci şiir kitabının adı olacağını duyurduğu Kalbim Dinamit Kuyusu, bu söyleşi kitabının adı oldu. Şair, Ankara'daki evinde 2 Haziran 1991 tarihinde geçirdiği kalp krizi sonucu öldü.
Ahmed Arif'in Cemal Süreya'ya yazdığı mektuplar 1992'de kitap olarak yayımlandı. Hasretinden Prangalar Eskittim'e almadığı şiirleri 2003'te Yurdum Benim Şahdamarım başlıklı kitapta toplandı. Leyla Erbil'e yazdığı aşk mektupları ise 2013'te Leylim Leylim başlığıyla kitaplaştırıldı. Şiiri, yalnızca toplumcu gerçekçi bir çizgi içinde değil; Anadolu'nun çok kültürlü yapısını, sözlü anlatı geleneklerini ve özellikle Doğu ile Güneydoğu Anadolu'nun dilsel-kültürel hafızasını modern şiire taşıması bakımından da değerlendirilmiştir. Araştırmalarda halk söyleyişlerini, ağıt ve destan ritmini, yerel deyimleri, Kürtçe ve bölgesel söyleyiş özelliklerini şiir diline taşıyarak kendine özgü bir poetik yapı kurduğu belirtilir. Şiirlerindeki tekrarlar, hitap biçimleri, ses yinelemeleri ve karşıtlıklar yalnızca estetik unsurlar değil; kolektif hafızayı ve toplumsal duygulanımı taşıyan söylemsel araçlar olarak da yorumlanmıştır. Bazı çalışmalarda Anadolu vurgusunun, Kürt kimliği ve bölgesel aidiyetle iç içe geçmiş kültürel bir hafıza alanı oluşturduğu; şairin doğrudan politik bir kimlik söyleminden ziyade yerel yaşam biçimlerini, yoksulluğu, dışlanmışlığı ve toplumsal acıları şiirselleştirerek bu aidiyeti görünür kıldığı ifade edilmiştir.
Öne Çıkan Şiirleri
Bir dize bazen uzun bir geceden daha derindir.