“İrlandalı oyun yazarı, romancı, kısa öykücü ve şair Oscar Wilde, Victoria dönemi İngiliz edebiyatının en sıra dışı ve etkili isimlerinden biri oldu. Estetizm akımının öncüsü olarak sanatın hayatla bütünleşmesini savundu; iğneli üslubu ve paradokslarla örülü eserleriyle dönemin ahlak anlayışını alaycı bir dille eleştirdi. Dorian Gray'in Portresi, Lady Windermere'in Yelpazesi ve Ciddi Olmanın Önemi gibi yapıtlarıyla edebiyatta kalıcı bir iz bıraktı. Hapis hayatının ardından yazdığı Reading Zindanı Baladı ve De Profundis, trajik yaşamının edebî tanıklıkları olarak öne çıktı.”
Oscar Wilde Kimdir?
Şiirleri, edebî duruşu, fikirleri ve hayatından kesitler
Oscar Fingal O'Flahertie Wills Wilde, 16 Ekim 1854'te Dublin'de, İrlanda'nın tanınmış göz cerrahlarından Sir William Wilde ile şair ve yazar Jane Francesca Wilde'ın ikinci çocuğu olarak dünyaya geldi. Babası 1864'te tıp bilimine hizmetleri nedeniyle şövalye unvanı aldı. Aile, 1855'te Dublin'in lüks bir bölgesine taşındı; annesinin cumartesi akşamları düzenlediği ve Sheridan le Fanu, Samuel Lever, George Petrie, Isaac Butt ile Samuel Ferguson gibi isimlerin katıldığı edebiyat toplantıları Wilde'ın erken yaşta sanat çevreleriyle tanışmasını sağladı. Dokuz yaşına kadar evde eğitim gördükten sonra Portora Kraliyet Okulu'na kaydolan Wilde, yazlarını ailesiyle geçirdi ve kardeşi Isola ile birlikte büyüdü.
Portora'dan mezun olduktan sonra 1871-1874 yılları arasında Dublin'deki Trinity Koleji'nde eğitim gördü. Sıra dışı bir öğrenci olarak Trinity öğrencileri için en büyük ödül sayılan Berkeley altın madalyasını kazandı ve Oxford Üniversitesi Magdalen Koleji'nden burs aldı. 1874-1878 yılları arasında Magdalen'de eğitimine devam ederken, hayatı sanata yaklaştırmayı amaçlayan estetik akımının bir parçası oldu. 1878'de Ravenna şiiriyle Newdigate Ödülü'nü kazandı; bu şiiri Encaenia'da okuyup kaybetmesine rağmen ödülü daha sonra Tarihsel Eleştirinin Yükselişi makalesiyle aldı.
Oxford'dan mezun olduktan sonra Dublin'e dönen Wilde, Florence Balcomb'a ilgi duydu; ancak Florence'ın yazar Bram Stoker ile nişanlanması üzerine İrlanda'yı terk edeceğini yazdı. 1878'de İrlanda'dan ayrıldı ve sonraki altı yılını Paris, Londra ve ABD'de geçirdi. Londra'da kraliçenin danışmanlarından Horace Lloyd'un kızı Constance Lloyd ile tanıştı ve 29 Mayıs 1884'te Paddington, Londra'da evlendiler. Constance'ın 250 sterlinlik maaşı çiftin lüks bir yaşam sürmesini sağladı. Bu evlilikten Cyril (1885) ve Vyvyan (1886) adlı iki çocukları oldu. Wilde'ın yankı uyandıran davasının ardından Constance ve çocuklar Holland soyadını aldılar; Constance 1898'de geçirdiği belkemiği ameliyatı sonrasında öldü.
Magdalen Koleji'ndeyken estetizm hareketindeki fikirleriyle tanınan Wilde, saçlarını uzattı, eril sporlara karşı küçümsemesini dile getirdi ve odasını papatya, lale gibi objelerle dekore etti. Söylentilere göre bu tutumu bir boğma girişimine ve odasının dağıtılmasına yol açtı; ancak estetizm fikri zamanla halk arasında daha tanıdık hale geldi. Wilde, John Ruskin ve Walter Pater'dan derin anlamda etkilendi; bu iki edebiyatçı sanatın hayattaki yeri üzerine makaleler yayımlamıştı. Pater'in üslubunu Dorian Gray'in Portresi'nde "Bütün sanatlar aslında kullanışsızdır." sözüyle yansıtan Wilde, Victor Cousin'in "Sanat sanat içindir." ideolojisini de eserlerine taşıdı. 1879'da Londra'da estetizm dersleri vermeye başladı.
William Morris ve Dante Gabriel Rosetti'nin okulunun tanıttığı estetizm, İngiliz mimarisinde büyük yer edinmişti; Wilde zamanının en göze çarpan simalarından biri oldu. Estetizm, Gilbert ve Sullivan'ın Patience (1881) operasında karikatürize edilmiş, New York'ta büyük başarı kazanmıştı. Richard D'Oyly Carte, bu başarıyı artırmak amacıyla Wilde'ı Amerika'da bir konferanslar serisine davet etti. Wilde, 3 Ocak 1882'de SS Arizona gemisiyle Amerika'ya vardı; bir gümrük memuruna "Deham dışında beyan edecek hiçbir şeyim yok." dediği rivayet edilir. Amerika ve Kanada turu sırasında birçok kasaba eleştirmeni tarafından ayıplandı. İngiltere'ye döndükten sonra 1887-1889 arasında Pall Mall Gazette'de köşe yazarlığı yaptı ve ardından Woman's World dergisinin editörü oldu.
Wilde hayatının büyük bir bölümünde sosyalizmi destekledi ve pasifist bir tutum benimsedi. Özgürlükçü yanını Sonnet to Liberty şiiriyle gösterdi; "Özgürlük kanlı elleriyle geldiğinde onunla el sıkışmak zor olacak." sözüyle bu görüşünü dile getirdi. Politika üzerine ana yazısı "Sosyalizmin Etkisindeki İnsan Ruhu" oldu ve Daily Chronicles'a hapishane reformunu destekleyen yazılar yazdı. Lady Florence Dixie'nin 1890'da yayımlanan Gloriana ya da 1900 Devrimi adlı romanındaki Hector l'Estrange karakterini yaratırken Wilde'ı temel aldığı açıktır.
Wilde'ın cinsel kimliği, edebî ve kişisel yaşamında belirleyici bir rol oynadı. Çoğu yerde biseksüel olarak nitelendirilmesine rağmen kendini Yunan kültüründen gelen bir erkek aşkı geleneğine bağlıyor ve Sokratik olduğunu iddia ediyordu. Frank Miles, karısı Constance Lloyd, Robert Baldwin ve Lord Alfred Douglas ile birliktelikler yaşadı; ayrıca birçok jigoloyla beraber oldu. Tarihçiler genellikle homoseksüelliğinin farkına 17 yaşındaki Robert Ross'a âşık olduktan sonra vardığını söylerler. Neil McKenna'nın The Secret Life of Oscar Wilde adlı biyografisinde ise bu farkındalığın 16 yaşındayken başka bir genç erkeği öpmesiyle gerçekleştiği yazılır. 1870'lerin sonlarında eşcinsel aşk konusunda kendisiyle aynı düşüncelere sahip bir arkadaş grubuna sahip olan Wilde, bu dönemde Walt Whitman ile tanıştı ve bir arkadaşına "Walt'ın öpücüğü hâlâ dudaklarımda" dediği bilinir. Hemcins aşkını ilk kez Bay W.H.'nin Portresi adlı yapıtında işledi. 1891 yazında Lord Douglas onu şair Lionel Johnson'la tanıştırdı; aralarında büyük bir dostluk başladı ve bu ilişkinin cinsel bir içeriği olmadığı, yalnızca entelektüel düzeyde kaldığı sonraları Lord Douglas tarafından söylendi.
Bir süre sonra Wilde'ın Lord Douglas ve Alfred Taylor'la ilişkileri basında yer etmeye başladı. Aktör Charles Brookfield'in de yardımıyla polisler Wilde'ın Londra suçlularıyla olan ilişkisini açığa çıkardı ve Wilde dava edildi. Dava, halkın büyük ilgisiyle 3 Nisan 1895'te başladı ve 25 Mayıs'ta Wilde'ın büyük ahlaksızlık suçu nedeniyle iki yıl kürek hapsine çarptırılmasıyla sona erdi. İlk başta Pentonville'de ve ardından Wandsworth'te yatan Wilde, en sonunda Reading Zindanı'na transfer edildi. Mahkûm C.3.3. olarak bilinen Wilde'a başlangıçta kalem kâğıt verilmedi; ancak daha sonra bu ihtiyacı karşılandı. Hapis günlerinde Douglas'a 50.000 kelimelik bir mektup yazdıysa da gönderme şansı bulamadı; bu mektup ölümünden sonra Ross tarafından kısaltılarak De Profundis adıyla basıldı ve 1962'de tam haliyle Oscar Wilde'ın Mektupları adı altında yayımlandı.
Hapis hayatı Wilde'a hiç yaramadı ve hayatının kalan üç yılını beş parasız geçirdi; yine de hızlı bir biçimde eski zevklerine döndü. Reading Zindanı Baladı bu yıllarda yayımlandı. Son yıllarını geçirdiği Hotel d'Alsace'ta daha önce hiç yapmadığı kadar cüretkâr davrandığı söylenir. Wilde, 30 Kasım 1900'de menenjitten öldü. Ölmeden hemen önce rahip Cuthbert tarafından Katolikliğe tekrar kabul edildi; ölürken otel sahibi ve papaz yanındayken ünlü "Ya duvar kağıdı gider, ya ben." sözünü söyledi. Vefatının ardından Cimetiere de Bagneur mezarlığına gömüldüyse de daha sonra Paris'teki ünlü Pere Lachaise'e taşındı ve Sir Jacob Epstein tarafından tasarlanan, üzerinde erkek melekler bulunan mezar taşının altına defnedildi. Mezarı bugün bile hayranlarının öpücük izleriyle kaplıdır.
Öne Çıkan Şiirleri
Şiir, dünyanın gürültüsüne karşı küçük bir sessizliktir.