“Oktay Rifat, Türk şiirinin en büyük isimlerinden biri olarak kabul edilen şair, oyun ve roman yazarıdır. Orhan Veli ve Melih Cevdet ile birlikte Garip Akımı'nın kurucuları arasında yer almış, 1955'ten itibaren İkinci Yeni şiir anlayışına yönelmiştir. Şiirlerinde sıradan insanın günlük yaşamını alaycı bir söyleyişle işlemiş, son döneminde toplumsal sorunlara ve bireyin iç dünyasına eğilmiştir. Türk şiirinin genel akışını en çok etkileyen şairlerden biri olarak anılmıştır.”
Oktay Rifat Kimdir?
Şiirleri, edebî duruşu, fikirleri ve hayatından kesitler
Oktay Rifat, 10 Haziran 1914'te Trabzon'da doğdu. Babası, o dönem Trabzon valisi olan şair ve dilbilimci Samih Rifat, annesi Hasan Enver Paşa'nın kızı Münevver Hanım'dı. Sanatçı ve yazar bakımından zengin bir ailede yetişti; büyük dedesi Macar Hurşid Bey bestekâr, dedesi Albay Hasan Rıfat Bey şair, amcası Ali Rıfat Bey udî ve besteciydi. Annesinin teyzesinin oğlu Ali Fuat Bey Cumhuriyet devrinin ünlü asker ve siyaset adamı, teyzesi Celile Hanım ressam, Celile Hanım'ın oğlu Nâzım Hikmet ise ünlü bir şairdi. Soyadı Kanunu'nun kabulünden sonra 1932'de vefat eden babası Samih Rifat'ın adını soyadı olarak almayı uygun buldu; resmî kayıtlarda soyadı Rifat olarak geçti.
Ortaöğrenimini 1925-1932 yıllarında Ankara Erkek Lisesi'nde tamamladı. Bu okulda ünlü şair Ahmet Hamdi Tanpınar'ın öğrencisi oldu, ilk şiirlerini kaleme aldı ve ileride birlikte Garip Akımı'nı kuracağı arkadaşları Melih Cevdet ve Orhan Veli ile tanıştı. Üç arkadaş, okul bünyesinde "Sesimiz" adlı dergiyi çıkararak şiirlerini yayımladılar. 1932-1936 yılları arasında Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nde yükseköğrenim gördü. Edebiyata olan ilgisi ve yazma tutkusu bu dönemde de devam etti; mezun olduğu yıl, arkadaşlarıyla geliştirdikleri yeni bir yazım tekniğiyle kaleme aldığı şiirleri Varlık Dergisi'nde yayımlanmaya başladı.
1937 yılında devlet sınavını kazanarak Maliye Bakanlığı hesabına Siyasal Bilgiler öğrenimi görmek üzere Paris'e gönderildi. Bu dönemde yalın bir söylemi ve bağımsız düşünceleri savunan Fransız şiirini kendisine yakın buldu ve ondan ilham aldı. Üç yıl sonra II. Dünya Savaşı nedeniyle, orada yaptığı doktora çalışmasını tamamlayamadan 1940 yılında Türkiye'ye döndü. Paris'ten döndükten sonra bir süre Maliye Bakanlığı'nda, daha sonra Matbuat Umum Müdürlüğü'nde çalıştı; ardından Ankara'da serbest avukatlık yaparak geçimini sağladı.
1941 yılında Orhan Veli ve Melih Cevdet ile birlikte edebiyat dünyasında büyük tartışmalara sebep veren "Garip" adlı şiir kitabını yayımladı. Bu kitapla Garip şiir akımının öncülerinden oldu. Garip dönemi şiirlerinde kentte yaşayan sıradan insanların günlük yaşamlarına şaşırtıcı, alaycı bir söyleyişle yaklaştı. İlk şiirlerinde hece ölçüsünü kullanmayı tercih eden şair, daha sonra serbest ölçüye geçiş yaptı. Şiirlerini "Yaşayıp Ölmek, Aşk ve Avarelik Üstüne Şiirler" (1945), "Güzelleme" (1945) ve "Aşağı Yukarı" (1952) adlı şiir kitaplarının yanı sıra "Aile" (1947), Orhan Veli tarafından çıkarılan "Yaprak" (1949-1950) ve "Yeditepe" (1951-1957) gibi dergilerde yayımlamayı sürdürdü. 1954 yılında yayımladığı "Karga ve Tilki" adlı şiir kitabıyla Yeditepe Şiir Armağanı'nı kazandı.
1955 yılında İstanbul'a yerleşerek avukatlığını sürdürdü. Aynı yıl yayımladığı "Perçemli Sokak" adlı şiir kitabının önsözü tartışmalara neden oldu. Bu kitap ile İkinci Yeni adı verilen şiir anlayışına, anlamca kapalı bir şiire yöneldi. 1958 yılında "Aşk Merdiveni" adlı şiir kitabını yayımladı. 1961 yılından itibaren avukatlık mesleğini Türkiye Cumhuriyeti Devlet Demir Yolları'nda sürdürdü ve 1973 yılında emekli olana dek burada çalıştı. 1960'lı yılların başında Latin ve Yunan ozanların mitoloji kitaplarının Türkçe çevirilerini yaptı. 1960'lı yıllarda genellikle sosyal sorunlar, emekçilerin hakları ve sistemsel karmaşalar ile ilgili düşüncelerini satırlara döktü; özellikle 1966'da çıkan "Elleri Var Özgürlüğün" adlı şiir kitabında bu düşüncelerinin oldukça fazla etkisi görüldü. 1969 yılında yayımladığı "Şiirler" adlı kitabıyla Türk Dil Kurumu Şiir Ödülü'nü aldı ve edebiyat hayatında üçüncü ve son dönemine girdi. Tarzını, biçimini ve yazın anlayışını iyice belirginleştirdiği, dili ve kelimeleri kullanmada ustalaştığı bu dönemde şiirin kuramsal karakteri üzerine de kitaplar yazdı.
Bu tarihten sonra tiyatro ve roman çalışmalarına ağırlık verdi. "Oyun İçinde Oyun", "Zabit Fatma'nın Kuzusu", "Atlar ve Filler", "Yağmur Sıkıntısı", "Kadınlar Arasında", "Birtakım İnsanlar" ve "Çil Horoz" adlı oyunları kaleme aldı ve her biri sahnelendi. Arkadaşı Melih Cevdet ile "Kıskançlar" adlı oyunu yazdı. 1976'da ilk romanı "Bir Kadının Penceresi'nden" yayımlandı. 1980'de "Danaburnu" kitabıyla Madaralı Roman Ödülü'nü kazandı. Aynı yıl "Bir Cigara İçimi" adlı şiiri Sedat Simavi Vakfı Ödülü'nü, 1984 yılında "Dilsiz ve Çıplak" kitabıyla Behçet Necatigil Şiir Ödülü'nü aldı. Tiyatro oyunu ve roman türünde de eserler veren Oktay Rifat, her biri toplumun değişik kesimlerini sembolize eden oyun ve roman kahramanları yarattı.
Fransızca çevirmeni Sabiha Rıfat ile evli olan Oktay Rifat; yazar, çevirmen ve şair Samih Rıfat'ın oğludur. Son günlerine dek eser vermeyi sürdüren sanatçı, "Yağmur Sıkıntısı" adlı oyununu tamamladıktan sonra 18 Nisan 1988'de İstanbul'da hayatını kaybetti ve Karacaahmet Mezarlığı'na defnedildi. Cemal Süreya, onun şiirsel serüvenini "büyük inip çıkmalar" gösteren, her değişişte bir önceki dönemi yadsımayan bir gelişim olarak değerlendirdi.
Öne Çıkan Şiirleri
Bazı kelimelerin yaşı yoktur; hep aynı yerden acıtır.