“Türk şiirinde serbest nazmın ilk uygulayıcısı ve çağdaş Türk şiirinin en önemli isimlerinden biri olan Nâzım Hikmet, toplumcu gerçekçi çizgide kaleme aldığı eserleriyle uluslararası üne ulaşmıştır. Şiirlerinde halkın yaşayışını, özgürlük özlemini ve devrimci idealleri işlemiş; eserleri elliden fazla dile çevrilmiştir. Komünist düşünceleri nedeniyle uzun yıllar hapis yatmış ve sürgünde yaşamış, bu deneyimler şiirinin temel izleklerini biçimlendirmiştir. Kuvâyi Milliye Destanı ve Memleketimden İnsan Manzaraları gibi yapıtlarıyla Türk edebiyatında kalıcı bir yer edinmiştir.”
Nâzım Hikmet Ran Kimdir?
Şiirleri, edebî duruşu, fikirleri ve hayatından kesitler
Mehmed Nâzım adıyla 15 Ocak 1902'de Selanik'te doğdu. Babası Matbuat Umum Müdürlüğü ve Hamburg Şehbenderliği görevlerinde bulunan Hikmet Nâzım Bey, annesi resim ve piyano eğitimi almış Ayşe Celile Hanım'dı. İlk öğrenimini Göztepe Taş Mektebinde tamamladı ve ilk şiiri Feryad-ı Vatan'ı 3 Temmuz 1913'te yazdı. Aynı yıl Mekteb-i Sultani'de ortaokula başladı, ardından Nişantaşı Sultanisine geçti. Bir aile toplantısında denizciler için yazdığı kahramanlık şiirini Bahriye Nazırı Cemal Paşa'ya okuması üzerine 25 Eylül 1915'te Heybeliada Bahriye Mektebine girdi. Bu okulda Yahya Kemal'in öğrencisi oldu. Mehmet Nâzım imzasıyla ilk yayımlanan şiiri Hala Servilerde Ağlıyorlar mı? 3 Ekim 1918'de Yeni Mecmua dergisinde çıktı. Aynı yıl Bahriye Mektebinden mezun oldu ve Hamidiye gemisine güverte stajyer subayı olarak atandı. 1919 kışında zatülcenp hastalığına yakalandı ve 1920 Mayıs ayında sağlık kurulu tarafından askerlikten çürüğe çıkarıldı.
Millî Mücadeleye katılmak üzere 1921 Ocak ayında arkadaşı Vâlâ Nureddin ile ailesinden habersiz Anadolu'ya geçti. İnebolu'da Anadolu halkının çileli yaşayışını yakından gördü ve sosyalist fikirlerle burada tanıştı. Ankara'ya ulaştıktan sonra 14 Haziran 1921'de Bolu Sultanisi kısm-ı iptidai muallimliğine atandı. Ağustos 1921'de Bolu'dan ayrılarak Batum'a, oradan da Temmuz 1922'de Moskova'ya gitti. Moskova'da Türkiye Komünist Partisi üyesi olarak Doğu Emekçileri Komünist Üniversitesinde Marksizm-Leninizm eğitimi aldı. Rus avangart şiirini, özellikle Mayakovski ve fütüristleri inceledi; klasik biçimden sıyrılarak yeni bir şiir biçimi geliştirmeye başladı. 1924'te yayımlanan ilk şiir kitabı 28 Kanunisani Moskova'da sahnelendi.
Doğu Emekçileri Komünist Üniversitesinden mezun olduktan sonra 1924 Aralık ayında yurda döndü; ancak yalnızca yedi ay kalabildi. Aydınlık dergisine ve Orak-Çekiç gazetesine yazılar ve şiirler yazdı. 1925 Mart ayında çıkan Takrir-i Sükûn Kanunu sonrasında İstiklal Mahkemesinde gıyaben yargılandı ve 12 Ağustos 1925'te on beş yıl kürek mahkûmiyetine çarptırıldı. Yurt dışına çıkarak TKP'nin 1926 Viyana Konferansına katıldı ve yeniden Moskova'ya gitti. 1928'de sahte pasaportla ülkeye girdikten sonra yakalanıp tutuklandı; 1925 mahkûmiyet hükmü kaldırıldı ve serbest bırakıldı. 1929'da Zekeriya ve Sabiha Sertel'in çıkardığı Resimli Ay dergisinin kadrosuna katıldı. 835 Satır adlı şiir kitabı edebiyat çevrelerinde geniş yankı uyandırdı ve Ahmet Haşim gibi şairlerin övgüsünü kazandı. Putları Yıkıyoruz başlıklı yazı dizisindeki fikirleri dönemin önde gelen edebiyatçılarının tepkisini çekti. Bu dönemde TKP içinde öne çıktı; ancak parti içinde "devrimci muhalefet" hareketinin liderliğini yapması nedeniyle 1932'de partiden atıldı. Simavne Kadısı Oğlu Şeyh Bedrettin Destanı (1936) Türkiye'de sağlığında yayımlanan son eseri oldu.
Ordu mensupları arasında komünizm propagandası yürüttüğü iddiasıyla 17 Ocak 1938 gecesi gözaltına alındı. Harp Okulu Komutanlık Askerî Mahkemesinde yargılanarak 29 Mart 1938'de on beş yıl ağır hapse mahkûm edildi; Donanma Davası'nda da yirmi yıl ağır hapis cezası aldı. Toplam cezası indirimlerden sonra 28 yıl 4 aya ulaştı. İstanbul Tevkifhanesi, Çankırı Cezaevi ve Bursa Cezaevinde yattı; Bursa'da Kemal Tâhir ve Orhan Kemal ile bir arada bulundu. Cezaevi yıllarında Kuvâyi Milliye Destanı ve Memleketimden İnsan Manzaraları gibi eserlerini üretti. El yazması şiirleri cezaevi duvarlarından dışarı sızarak elden ele dolaştı ve devrimci şair kimliğinin yerleşmesinde rol oynadı. 1949'da Ahmet Emin Yalman'ın Vatan gazetesinde başlattığı kampanya ve aydınların girişimleriyle kamuoyunda adli hata görüşü ağırlık kazandı. 8 Nisan 1950'de başladığı açlık grevi büyük yankı uyandırdı. 14 Temmuz'da çıkarılan genel af kanunuyla 15 Temmuz 1950'de özgürlüğüne kavuştu. 22 Kasım 1950'de Dünya Barış Konseyi tarafından Uluslararası Barış Ödülü'ne layık görüldü.
Serbest bırakıldıktan sonra askere çağrılınca, sağlık durumunu da göz önünde bulundurarak 17 Haziran 1951'de bir sürat motoruyla İstanbul'dan Karadeniz'e açılıp Romanya üzerinden Moskova'ya gitti ve bir daha Türkiye'ye dönemedi. 25 Temmuz 1951'de Bakanlar Kurulu kararıyla Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığından çıkarıldı; bunun üzerine Polonya vatandaşlığına geçerek Borzecki soyadını aldı. Sürgün yıllarında Dünya Barış Konseyi çalışmaları kapsamında Avusturya, Bulgaristan, Çin, Doğu Almanya, Fransa, Macaristan, Küba ve Mısır gibi birçok ülkeye yolculuk yaptı; savaş ve emperyalizm karşıtı etkinliklere katıldı. Moskova Radyosu, Budapeşte Radyosu ve 1958'de Leipzig'de kurulan Bizim Radyo'da Türkçe programlar yaptı. 1955'te tanıştığı Vera Tulyakova ile 18 Kasım 1960'ta evlendi. 3 Haziran 1963 sabahı Moskova'daki dairesinin bulunduğu apartmanın kapısında gazetesini almak üzereyken geçirdiği kalp krizi sonucu 61 yaşında öldü. Sovyet Yazarlar Birliği salonunda düzenlenen törenin ardından Novodeviçi Mezarlığında toprağa verildi; mezar taşına Rüzgâra Karşı Yürüyen Adam figürü işlendi. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığından çıkarılmasına ilişkin karar 5 Ocak 2009'da iptal edildi.
Öne Çıkan Şiirleri
İyi bir şiir, bittiği yerde başlamaya devam eder.