Enis Behiç Koryürek portresi

Enis Behiç Koryürek

Şair, öğretmen, diplomat, bürokrat Aksaray, İstanbul, Türkiye
12 Mart 1892 18 Ekim 1949 (57)
Şiirleri
“Hecenin beş şairinden biri olan Enis Behiç Koryürek, millî duygularla yüklü kahramanlık şiirleri ve denizcilik temalı destanlarıyla tanınmıştır. Türk denizciliğini şiire sokan şair olarak anılan Koryürek, edebî kariyerine Fecr-i Âti topluluğunda başlamış, Ziya Gökalp'in tavsiyesiyle hece veznini benimseyerek Millî Edebiyat akımına bağlanmıştır. Şiirlerinde vatan sevgisi, kahramanlık ve aşk temalarını işlemiş; son döneminde tasavvufa yönelerek dinî şiirler kaleme almıştır. Miras, Varidat-ı Süleyman ve Güneşin Ölümü adlı şiir kitaplarıyla Türk edebiyatında iz bırakmıştır.”
HAYATI VE EDEBÎ YOLCULUĞU

Enis Behiç Koryürek Kimdir?

Şiirleri, edebî duruşu, fikirleri ve hayatından kesitler

Enis Behiç Koryürek, 12 Mart 1892'de İstanbul'un Aksaray semtinde doğdu. Babası Doktor Yarbay İsmail Behiç Bey, annesi Fâika Hanım'dı. İlköğrenimini evde tamamladıktan sonra Selanik ve Üsküp İdadileri ile İstanbul Lisesi'nde okudu. 1913'te Mülkiye Mektebi'ni birincilikle bitirdi. Henüz 19 yaşındayken "Ruhum Şiirlerimde Tecessüm Eder Benim" başlıklı ilk şiirini yayımladı. Kısa bir süre Fecr-i Âti topluluğu içinde yer aldı ve Namık Kemal'in ruhuna ithaf ettiği "Vatan Mersiyesi" şiiriyle geniş yankı uyandırdı. Servet-i Fünûn etkisi taşıyan ve çoğunlukla hamasi temalar işleyen on iki manzumesi Şehbal dergisinde yayımlandı. Şiirin yanı sıra musikiye de ilgi duydu; keman çaldı ve kendi icat ettiği keman-boru karışımı bir müzik aletini kullandığı söylendi. Bir ara aruz veznini alaturka musikinin usulleriyle birleştirmeye çalıştı ve "Musiki Usûllerinin Aruza Tatbiki" başlığı altında üç manzumesi ile konuyla ilgili kuramsal yazıları yayımlandı.

Balkan Savaşı yıllarında Ziya Gökalp'in tavsiyesiyle hece veznini benimsedi ve Millî Edebiyat akımına bağlandı. Bu dönemde onu üne kavuşturan ulusal duygularla yüklü kahramanlık şiirleri yazdı. Şiirleri Türk Yurdu, Hürriyet-i Fikriye, Donanma ve Yeni Mecmua dergilerinde yayımlandı. Denizcilik tarihinden aldığı konu ve motiflerle süslediği manzum destanlar ona "Türk denizciliğini şiire sokan şair" unvanını kazandırdı. Hece vezni üzerinde çalışarak kimi durak değişikliklerini ve bir şiirde çeşitli hece kalıplarını kullanmayı denedi.

Mülkiye'yi bitirdikten sonra Hariciye Nezareti'nde görev aldı. 1915'te Bükreş Konsolosluğu'nda görev yaptı ve o dönemde Bükreş Başkonsolosu olan şair Ahmet Hikmet Müftüoğlu'ndan etkilendi. Ardından Budapeşte'ye gönderildi ve burada yedi yıl görev yaptı. Türk-Macar dostluğunun pekişmesinde ve Gül Baba Türbesi'nin yeniden ziyaretgâh ve müze haline getirilmesinde büyük hizmetleri oldu. Gabi adlı bir Fransızca öğretmeniyle evlendi ve bu evlilikten Hasan Argon isimli bir oğlu oldu. Bükreş ve Budapeşte'de görev yaptığı yıllarda gönül maceralarını mizahî bir dille anlatan aşk şiirleri yazdı ve Kasım 1919'da yurda döndü.

Türk Kurtuluş Savaşı yıllarında Hariciye Nezareti'ndeki görevine devam ederken liselerde edebiyat ve Fransızca dersleri verdi; bir yandan da Millî Müdafaa Teşkilatı'nda çalışarak kurtuluş hareketini destekledi. 1922'de Edirne Vilayeti Hukuk İşleri Müdürlüğü'ne tayin oldu ve öğretmenlik yapmaya devam etti. Edirne'de yaşadığı dönemde eşinden boşandı; 1924'te Fahri Paşa'nın kızı Müîde Hanım ile evlendi. 1925'te Edirne'den ayrılıp memuriyet hayatına Ankara'da devam etti.

1927'de ilk kitabı Miras'ı yayımladı. Bu kitapta millî duygulara yönelik şiirler ile aşk ve çapkınlık konularını ele alan manzumelere yer verdi. İlk kitabını yayımladıktan sonra bir suskunluk dönemine girdi; ancak bazı şiirlerini Hayat (1929) ve Varlık (1933) dergilerinde yayımladı. Fransızca, Rumca, Macarca ve Bulgarca bilen şair, çeşitli konularda kitap çevirileri yaptı. 1936'da Ekonomi Bakanlığı İş Dairesi Reisliği'ne getirildi. İşçi meselelerine ciddî olarak yaklaşan ve çözüm yolları için kurumlaşma yollarını açan ilk bürokratlardan oldu. Bir süre Çalışma Bakanlığı Müsteşarlığı yaptı ve 1945'te emekli oldu. 1946'da Demokrat Parti Zonguldak milletvekili adayı oldu fakat seçilemedi.

Seçimlerden sonra resmî görevlerden uzak kalan ve maddi sıkıntı çeken şair, büyük bir değişim geçirerek kendisini dine ve tasavvufa verdi. Türkiye'de Bedri Ruhselman'ın öncülük ettiği ruh çağırma (ispritizma) seanslarına katıldı ve bu seanslarda irticalen söylediği şiirleri yakınları tarafından kaydedildi. 18. yüzyılda Trabzon'da yaşamış Çedikçi Süleyman Çelebi adlı bir mevlevinin ruhuyla temas sonucu doğduğunu söylediği dinî ve tasavvufi şiirlerini 1949'da kitap olarak yayımladı. 18 Ekim 1949'da Ankara'da öldü ve cenazesi Cebeci Asri Mezarlığı'na defnedildi. Ölümünden sonra Vâridât-ı Süleyman'ın oluşum hikâyesiyle bütün metinlerin tasavvuf açısından ayrıntılı açıklaması 1950'de Ömer Fevzi Mardin tarafından 819 sayfalık bir külliyat halinde yayımlandı. Şairin 1921-1939 arasında yazdığı şiirleri Fethi Tevetoğlu, Miras ve Güneşin Ölümü adlı kitapta topladı (1951).

ŞAİRİN KALEMİNDEN

Öne Çıkan Şiirleri

Tümünü oku (9)

Şiir, yalnızlığın kendine bulduğu en güzel dildir.

“Şiir, insanın kendine söylediği
en dürüst sözdür.”
Şiirhane · Sözün evi.

Şiirhaneden Mektup

Yeni şiirler, yeni keşif yolları ve iyi sözler için.

Sadece anlamlı şeyler, söz veriyoruz.