Cahit Sıtkı Tarancı portresi

Cahit Sıtkı Tarancı

Şair, yazar, çevirmen Diyarbakır, Türkiye
4 Ekim 1910 12 Ekim 1956 (46)
Şiirleri
“Cumhuriyet dönemi Türk şiirinin önde gelen şairlerinden biri olan Cahit Sıtkı Tarancı, "sanat için sanat" anlayışına bağlı kalmış ve şiirlerinde yaşama sevinci, ölüm, yalnızlık, yitik aşklar gibi temaları işlemiştir. "Otuz Beş Yaş" şiiriyle özdeşleşen şair, Ömrümde Sükût, Otuz Beş Yaş, Düşten Güzel gibi eserleriyle Türk edebiyatında kalıcı bir yer edinmiştir. Şiirlerinin birçoğu bestelenmiş ve hikâyeler, mektuplar da kaleme almıştır.”
HAYATI VE EDEBÎ YOLCULUĞU

Cahit Sıtkı Tarancı Kimdir?

Şiirleri, edebî duruşu, fikirleri ve hayatından kesitler

Cahit Sıtkı Tarancı, 4 Ekim 1910'da Diyarbakır'ın Cami Kebir Mahallesi'nde, ailesinin "Pirinççizadeler" olarak bilinen köklü ve soylu bir ailesine mensup olarak dünyaya geldi. Doğduğunda kendisine büyükbabasının adı olan Hüseyin Cahit adı verildi. Babası ziraat ve ticaretle uğraşan Bekir Sıtkı Bey, annesi Arife Hanım'dı. Ailenin en büyük çocuğu olan Tarancı'nın Mehmet Halit, Saliha Nihal, Yıldız, Atiye Hilâl ve Yılmaz Cihangir adlı kardeşleri vardı. 1934'te Soyadı Kanunu çıktığında babası, "çiftçi" anlamına gelen "Tarancı" soyadını aldı.

Öğrenim hayatına 1917'de Diyarbakır Nümune-i Terakkî-i Hamidî Mekteb-i İptidâî'sinde başladı. Sonraki yıl Mekteb-i Sultani'nin iptidai kısmına gönderildi ve bu okuldan üstün başarı ile mezun oldu. Babasının vali olmasını arzu etmesi üzerine ilkokuldan sonra eğitimine devam etmesi için İstanbul'a yollandı. Kadıköy'deki Saint-Joseph Fransız Lisesi'nde başladığı ortaöğrenimine 1927-28 eğitim-öğretim döneminde Galatasaray Lisesi'nde devam etti. Bu okulda Ziya Osman Saba ile tanıştı. Şiir yazma girişimlerine lise öğrencisi iken başladı. 1931'de Galatasaray Lisesi'nden mezun oldu ve Yıldız'daki Mülkiye Mektebi'ne yatılı olarak başladı. Bu dönemde yazdığı "Uzak Bir İklimde", "Gece Bir Neticedir" ve "Güneşe Âşık Çocuk" gibi şiirler ilk şöhretini sağladı. Peyami Safa, 1932'de Cumhuriyet gazetesindeki üç yazısıyla onu kamuoyuna tanıttı. Mülkiye'deki eğitimini tamamlayamadı ve İstanbul'daki Yüksek Ticaret Okulu'nda öğrenim görmeye başladı.

Hikâyelerini yayımladığı Cumhuriyet gazetesi sahipleri Nadir Nadi ile Doğan Nadi'nin desteğiyle yükseköğrenimini tamamlamak üzere Paris'e gitti. 1938-1940 yıllarında Paris'te Sciences Politiques'te öğrenimine devam etti. Bu dönemde geçimini sağlamak için Paris Radyosu'nun Türkçe yayınlar servisinde spikerlik yaptı. Paris'teki öğrenciliği sırasında Oktay Rifat ile tanıştı. "Sıla", "Kuşlar", "Bir Hatıram Vardı Benim", "İmkânsız Dostluk", "Sulh Bir Hatıra Oldu", "Nü", "Bugün Hava Güzel", "Desem Ki" şiirlerini Paris yıllarında yazdı. II. Dünya Savaşı sırasında Nazi Almanyası uçakları 1940 yılında Paris'i bombalamaya başlayınca öğrenimini bırakmak zorunda kaldı; 13 Haziran 1940'ta bisiklet ile kaçarak önce Lyon'a sonra Cenevre'ye geçti ve Türkiye'ye döndü.

Tarancı, İstanbul'daki Yüksek Ticaret Okulu'nda öğrenim görmekte iken 1936 yılının sonlarına doğru Sümerbank'ın açtığı bir imtihanı kazanarak memuriyete başladı ve bu dönemde Cumhuriyet'e hikâyeler yazmaya devam etti. Görevinin Karabük'teki bir fabrikaya nakledilmesiyle istifa ederek bu memuriyeti yalnızca bir yıl devam ettirdi. Paris'ten döndükten sonra Mart 1941'de askere gitti. Ekim 1943'te terhis olduktan sonra Eminönü'nde babasının yanında çalıştı. 1944 yılı sonlarına doğru Ankara'ya giderek Anadolu Ajansı'nda çevirmenlik yaptı; ardından önce Toprak Mahsulleri Ofisi'ne daha sonra Çalışma Bakanlığı bünyesindeki bir çevirmenlik kadrosuna geçti.

Cahit Sıtkı, aile çevresinin edebî faaliyetlere ilgi duymasıyla küçük yaşlarda edebiyat dünyasına ilgi duymaya başladı. Saint-Joseph Lisesi'ne giderken Namık Kemal, Tevfik Fikret, Mehmet Emin Yurdakul ile Pierre Corneille, Jean Racine, Molière, Alphonse de Lamartine gibi sanatçıları okuma fırsatı buldu. Galatasaray Lisesi'ndeyken şiire olan eğilimi giderek arttı ve Ziya Osman'ın yönlendirmesiyle Fransız şair Charles Baudelaire'i okumaya başladı. Baudelaire'in etkisiyle düşünüşü, duyuşu ve görüşü değişti. Lise son sınıftayken ilk şiirlerini Servet-i Fünûn ve Muhit dergilerinde yayımladı. Dayısı, şiirlerini Abdullah Cevdet'e göstermesi konusunda onu yüreklendirdi. Abdullah Cevdet, şiirlerini dikkatle okumuş, kusurlarını nezaketle göstermiş ve yetenekli olduğunu söyleyerek daha çok kitap okumasını tavsiye etmiştir.

"Sanat için sanat" anlayışına bağlı kalan Tarancı'ya göre şiir, kelimelerle güzel şekiller kurma sanatıdır. Vezin ve kafiyeden kopmamış ama ölçülü veya serbest, her türlü şiirin güzel olabileceği inancını taşımıştır. Şiirlerinde en çok yaşama sevinci ve ölüm temalarına yer vermiştir. Ayrıca yitik aşklar, mutlu sevdalar, yalnızlık, yaşadığı bohem hayatın buruklukları, çocukluk özlemi de şiirlerine konu olmuştur. Ona göre samimiyet, estetik bir değerdir ve şiirde anlatılan duyguların samimi olması bir şiire sanat eseri olma kıymeti kazandıran unsurlardan biridir.

Yirmi bir şiirden oluşan Ömrümde Sükût, 1933'te yayımlanan ilk şiir kitabıdır. Necip Fazıl Kısakürek tesiri altındaki bu şiirlerde Fransız şiirinin tür ve biçim etkisi görülmekte ve Tarancı'nın çocukluk anıları, özlemleri, içinde yaşadığı zamanın kişisel bunalımları ele alınmıştır. 1946'da Otuz Beş Yaş adlı şiir kitabı Ülkü Basımevi tarafından basılmıştır. 1933-1946 döneminde yazılan şiirleri kapsayan bu eser, sonraki yıllarda en çok basılan şiir kitapları arasında yer almıştır. Kitaba adını veren "Otuz Beş Yaş" şiiriyle Cumhuriyet Halk Partisi'nin kuruluş yıldönümü ile ilgili açtığı yarışmada birinciliği elde etmiştir. İlk baskısı 1952'de Varlık Yayınları tarafından yapılan Düşten Güzel, 1946-1952 arasında yazılan 35 şiiri içermektedir. Önceki kitapta yer alan ölüm, ölüm korkusu, yaşama sevinci; artık bu kitapta yerini sevgi ve evlilikten kaynaklanan mutluluk duygusuna bırakmıştır. Varlık Yayınları tarafından 1957'de çıkan Sonrası, şairin ölümünden sonra yayımlanmıştır. Asım Bezirci tarafından derlenen Tarancı'nın bütün şiirleri 1983'te Bütün Şiirleri adıyla Can Yayınları'ndan çıkmıştır.

Cahit Sıtkı, şairliğiyle tanınmak istemiş ve ömrünün büyük bölümünü şiirle iştigal ederek geçirmiş bir sanatçı olmasının yanında hikâyeler de kaleme almıştır. Hikâyelerini gerek Fransa'ya gitmeden önceki yıllarda gerekse Cumhuriyet gazetesinde çalışıp yükseköğrenimini tamamlamaya çalıştığı yıllarda yazmış ve aynı gazetede yayımlatmıştır. Daha çok maddî sıkıntılardan dolayı 1935-1947 yılları arasında yazmıştır. Bunlar kısa hacimli, günlük yaşamın içinden bazı gözlemlere dayalı hikâyelerdir. Toplam seksen hikâye yazan Tarancı, hikâyelerinde aile özlemi, güzellik-çirkinlik karşıtlığı, aşk, karşılıksız aşk, kadınlar tarafında sevilme arzusu, yaşama sevinci-ölüm korkusu karşıtlığı, içkiye sığınış, memuriyeti ve işi sevmeme ve baba korkusu gibi konuları ele almıştır. 2006'da Can Yayınları, Gün Eksilmesin Penceremden adıyla Tarancı'nın 43 hikâyesini içeren bir kitabı ölümünün 50. yılında yayımlamıştır.

Tarancı'nın aile fertlerine, arkadaşlarına ve yakın dostlarına yazmış olduğu mektupların çoğu yayımlanmıştır. Ziya'ya Mektuplar, Tarancı'nın 1930-46 yılları arasında yakın dostu Ziya Osman Saba'ya yolladığı mektuplardan elli yedisini içermektedir ve Nisan 1957'de Varlık Yayınları tarafından basılmıştır. İnci Enginün tarafından hazırlanan ve Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu tarafından basılan Evime ve Nihal'e Mektuplar, Cahit Sıtkı Tarancı Müzesi'ndeki mektupların bir araya getirilmiş hâlidir.

Tarancı, 1954 yılının ocak ayının ikinci yarısında sağ tarafına gelen felçle Ankara Numune Hastanesine kaldırıldı. Sağ tarafından felç olan Cahit Sıtkı, konuşma yetisini kaybetti. Üç ay hastanede kaldıktan sonra taburcu edildi ve tıbbî imkânların daha iyi olacağı düşüncesiyle İstanbul'a götürüldü. Doktorların, şairin iyileşme ümidi olmadığını belirtmesiyle Diyarbakır'a, bir yıl Diyarbakır'da kaldıktan sonra tedavi amacıyla 7 Ekim 1955'te yeniden Ankara'ya götürüldü. Ankara'daki tıp fakültesinde on bir ay boyunca tedavi gördü. Dönemin bakanı Samet Ağaoğlu'nun yardımıyla 6 Eylül 1956'da kardeşi Halit Tarancı refakatinde Viyana'ya gönderildi. Viyana'daki bir hastanede tedavi gördüğü sırada 12 Ekim 1956'da zatülcenpten ötürü öldü. 26 Ekim Cuma günü Ankara'ya getirilen naaşı, Ankara'da Cebeci Asri Mezarlığı'na defnedildi.

Tarancı'nın doğup büyüdüğü ev, 1973 yılında Türkiye Cumhuriyeti Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından satın alınarak restore edildikten sonra, cumhuriyetin 50. yılında 29 Ekim 1973 tarihinde Tarancı'nın anısını yaşatmak ve ismini ebedîleştirmek amacı ile müze olarak hizmete açıldı. Müzede Tarancı'nın şahsî eşyaları, el yazısı ile yazılmış mektupları, aile fotoğrafları ve kitaplarından oluşan bir koleksiyon sergilenmektedir. Ayrıca birçok şiiri farklı bestekârlar tarafından çeşitli makam ve usullerde bestelenmiştir.

ŞAİRİN KALEMİNDEN

Öne Çıkan Şiirleri

Tümünü oku (119)

Şiir, zamanın silemediği şeylere tutunur.

“Şiir, insanın kendine söylediği
en dürüst sözdür.”
Şiirhane · Sözün evi.

Şiirhaneden Mektup

Yeni şiirler, yeni keşif yolları ve iyi sözler için.

Sadece anlamlı şeyler, söz veriyoruz.