“Boris Pasternak, 20. yüzyıl Rus şiirinin en büyük temsilcilerinden biri olarak kabul edilmiştir. İlk şiirlerinde sembolizm ve fütürizmin etkileri görülmüş, zamanla bireysel ve toplumsal yaşantıları organik bir bütünlük içinde yansıtan özgün bir şiir dili geliştirmiştir. Aşk ve doğa temalarını işlediği şiirlerinin yanı sıra Doktor Jivago romanıyla dünya çapında tanınmış ve 1958 Nobel Edebiyat Ödülü'ne layık görülmüştür. Şiirlerinin 1936'dan itibaren ülkesinde yasaklanması üzerine çeviriye yönelmiş, Shakespeare başta olmak üzere birçok önemli yazarın eserlerini Rusçaya kazandırmıştır.”
Boris Pasternak Kimdir?
Şiirleri, edebî duruşu, fikirleri ve hayatından kesitler
Boris Leonidoviç Pasternak, 10 Şubat 1890'da Moskova'da dünyaya geldi. Aslen Yahudi olan ve Rus Ortodoks Kilisesi'ne kabul edilmiş varlıklı bir sanatçı ailenin en büyük çocuğuydu. Babası Leonid Pasternak tanınmış bir ressam, annesi Rosa Kaufman ise bir konser piyanistiydi. 1901'de liseye başlayıncaya kadar evde anne-babası ve özel öğretmenlerden ders alarak yetiştirildi. Devrin önemli sanatçılarından Sergei Rachmaninoff, Alexander Scriabin, Rainer Maria Rilke ve Lev Tolstoy gibi kimselerin konuk olduğu bir evde büyüdü; genç yaşta tanıştığı bu sanatçılar onda derin izler bıraktı. Scriabin'in etkisiyle Moskova Konservatuvarı'na girip altı yıl müzik eğitimi gördü ve o yıllarda bestelediği üç piyano parçası günümüze ulaştı.
1909'da müzik eğitimini yarım bırakarak Moskova Üniversitesi'ne kaydoldu. Önce Hukuk Fakültesi'ne yazıldıysa da öğrenimine felsefe bölümünde devam etti. 1912'de Almanya'ya giderek Marburg Üniversitesi'nde bir süre felsefe derslerini izledi ve burada Yeni Kantçı felsefe okulunun üyesi olan filozof Hermann Cohen'den etkilendi. Edebî hayatı Almanya'dayken yazdığı şiirlerle başladı. İtalya'ya yaptığı kısa bir ziyaretin ardından 1913 kışında Moskova'ya döndü ve Moskova Üniversitesi'ndeki öğrenimini tamamladı. Gördüğü müzik ve felsefe öğrenimi, kaleme aldığı eserlerde izlerini hep gösterdi. 1914'te ilk eseri olan "Bulutlarda İkiz" yayımlandı; bu eserde simgecilik etkisi taşıyan şiirleri yer alıyordu.
Çocuklukta geçirdiği bir kazadan sonra bir bacağı diğerinden kısa kalan Pasternak, I. Dünya Savaşı yıllarında askere alınmadı ve Ural Dağları'nda bir kimya fabrikasında memur olarak çalıştı. Çok verimli geçen bu dönemde iki cilt şiir yazdı; bu ciltlerden biri 1915'te bir yangında yok oldu, diğeri 1917'de "Bariyerlerin Üstünde" adıyla yayımlandı ve büyük ilgi gördü. Şiirlerinin yanı sıra ileride yazacağı Doktor Jivago dahil pek çok düzyazı eseri onun Ural Dağları'ndaki deneyimlerine dayanır. 1917'de Moskova'ya giden Pasternak, Moskova'ya varışı ile Ekim Devrimi'nin gerçekleşmesi arasındaki sürede "Kızkardeşimin Yaşamı" ile "Temalar ve Varyasyonlar" adlı iki kitap yazdı; ancak savaş koşulları nedeniyle beş yıl boyunca kitaplarını yayımlama fırsatı bulamadı.
Devrimden sonra Rusya'da kurulan yeni hükûmetin acımasızlığını ürkütücü bulan Pasternak, her şeye rağmen devrimi destekliyordu. 1921'de ülke dışına çıkmak serbest olunca anne-babası ve kız kardeşleri Almanya'ya gidip geri dönmediler; ancak o, Moskova'da kalıp kütüphaneci ve çevirmen olarak çalıştı. 1922'de "Kızkardeşimin Yaşamı" adlı şiir kitabı Rusların Samizdat dedikleri bir yöntemle yurt dışına kaçırılıp geniş bir kitleye tanıtıldı. Aynı yıl Sanat Enstitüsü'nde öğrenci olan Yevgeniya Lury ile evlenen şair, eşiyle birlikte Berlin'e giderek ailesini ziyaret etti; bu, ailesiyle son görüşmesi oldu. Oğlu Evgeny 1923'te dünyaya geldi. Pasternak o yıl lirik çalışmalarının doruğu olarak kabul edilen "Temler ve Varyasyonlar" adlı kitabını çıkardı. 1920'lerde şiirler ve kısa öyküler yazmayı sürdüren Pasternak'ın öyküleri "Luvers'in Çocukluğu" adlı kitapta toplandı. Şair bu dönemde Sergey Yasenin ve Vladimir Mayakovski ile dost oldu; bu iki şairin 1925 ve 1930'daki intiharlarından sonra Rusya'nın yaşayan en büyük şairi unvanını taşıdı.
1930'larda SSCB'de yazarlardan Sosyalist Gerçekçilik doktrini çerçevesinde eser üretmeleri isteniyordu; ancak Pasternak'ın gerçekçilik anlayışı resmî doktrin ile uyuşmuyordu. 1934'te Sovyet Yazarlar Birliği başkanı seçildiyse de 1936'dan itibaren şiirlerini yayımlaması yasaklandı. Şiirlerini yayımlayamaz olunca şiir çevirileri yapmaya yöneldi; İngiliz, Fransız, Alman, Polonyalı ve Gürcü şairlerin eserlerini Rusçaya çevirdi ve Shakespeare'in en başarılı çevirmeni olarak ün yaptı. 1931'de ilk eşinden ayrılan Pasternak, 1934'te ünlü piyanist Heinrich Neuhaus'un eşi Zinaida Neuhaus ile ikinci evliliğini yaptı. 1935'te Anti Faşist Kongresi'ne katılmak için Paris'e gitme fırsatını buldu. Çok başarılı olduğu çeviri işinden iyi kazanç elde ediyordu; Moskova dışındaki yazarlar köyünde 1936'da bir ev edinebildi ve hayatının geri kalanında çoğunlukla orada yaşadı.
II. Dünya Savaşı sırasında kültür politikalarının esnekleşmesi sayesinde yeniden şiirler yazıp yayımlamaya başladı; "Sabah Trenlerinde" ve "Ölümlü Dün" adlı iki şiir kitabı yayımlandı. Savaş sırasında cephedeki okurlarından aldığı mektuplar onu daha çok yazmaya teşvik etti ve babasının Oxford'da 1945'te ölümünden sonra Doktor Jivago adlı ilk romanını yazmaya yoğunlaştı. 1946'dan itibaren pek çok yazar arkadaşı tutuklandı; kendisi 1958'e kadar hiç kovuşturma ve soruşturmaya uğramadı ve tutuklananları kurtarmak için uğraştı. Gürcü şairlerin yapıtlarını Rusçaya çevirmesi nedeniyle Stalin'in gözüne girdiği ve bu sayede sürgüne gönderilmekten kurtulduğu düşünülür. Pasternak, 1946'da kendisinden 22 yaş genç olan ve edebiyat dergilerinde editörlük yapan Olga Ivinskaya ile tanışıp aşık oldu ve yaşamının geri kalanında onunla evlilik dışı bir ilişki sürdürdü. Çeviri işlerinde birlikte çalıştılar ve böylece Pasternak, Doktor Jivago'yu yazmaya daha çok vakit ayırabildi. Doktor Jivago'nun Lara karakteri için ilham verdiği düşünülen Olga, 1950'de casusluğa suç ortaklığı yapmakla suçlanıp beş yıl çalışma kampında çalışma cezası aldı. Pasternak, bu tutuklamanın kendisini tutuklamak ve tehdit etmek için neden ve kanıt bulmak amacıyla yapıldığını, ancak Olga'nın kahramanlığı sayesinde kendisine dokunulmadığını 1958'de bir arkadaşına gönderdiği mektubunda yazdı. Olga Ivinskaya 1953'te Stalin'in ölümünden sonra serbest bırakıldı ve ilişkilerine eskisi gibi devam ettiler.
Yazar, 1945'te başladığı ilk romanı Doktor Jivago'yu 1954'te tamamladı. Roman, 1917 devrimi sürecinde Sovyetler Birliği'nin panoramasını sunan bir eserdir; başkahramanı zihinsel bağımsızlığı her şeyin üstünde tutan bir doktordur. 1956'da Noviy Mir dergisine gönderilen Doktor Jivago, SSCB resmî görüşüne uygun yazılmadığı gerekçesiyle reddedildi. Kitabın el yazması bir İtalyan gazeteci tarafından yurtdışına kaçırıldıktan sonra 1957'de İtalya'da yayımlandı ve kısa sürede çeşitli dillere çevrilerek ünlendi. Eserin İngilizce çevirisi 26 hafta boyunca New York Times'ın en çok satanlar listesinde kaldı. Öte yandan eser Sovyetler Birliği'nde yasaklandı ve hiçbir eleştirmen yasak kitabı okumamış olmasına rağmen Sovyet Yazarlar Birliği kapalı bir duruşma düzenleyerek Pasternak'ın birlikten atılmasına karar verdi. Ayrıca Politbüro'ya bir dilekçe göndererek yazarın vatandaşlıktan çıkarılmasını ve sürgün edilmesini istediler.
Pasternak, şiirleri nedeniyle 1946-1950 arasında her yıl Nobel Edebiyat Ödülü'ne aday gösterilmişti. 1958'de Doktor Jivago romanının bütün dünyada gördüğü ilgi üzerine bir önceki yılın Nobel Edebiyat Ödülü'nü kazanan Albert Camus tarafından tekrar aday gösterildi. Ancak İsveç Akademisinin kurallarına göre eserin orijinal dilde teslim edilmesi gerekliydi; Rusça kitap son anda Nobel Komitesi'ne sunuldu. Bunun İngiliz Gizli Haber Alma Servisi ve Amerikan Merkezi Haber Alma Teşkilatı'nın yürüttüğü bir operasyon sonucu gerçekleştiği iddia edilir. Moskova yakınlarındaki Peredelkino'da yaşayan yazara Nobel Edebiyat Ödülü'ne layık görüldüğü 23 Ekim 1958'de bir telgrafla bildirildi. Pasternak, o gün bu telgrafı "Memnunum, medyunum, onurlandım, şaşırdım" şeklinde yanıtladı; ancak 29 Ekim'de ikinci bir telgraf göndererek ödülü reddettiğini açıkladı. Kimilerine göre yazar, bu ödülün kendisine Sovyet rejimini eleştirdiği için verildiği, siyasi bir karar olduğu düşüncesiyle reddetti; kimilerine göre ise Sovyetler Birliği yönetimi onu ödülü reddetmeye zorladı.
25 Ekim 1958 günü, Nobel'i reddetmeden önce Moskova Edebiyat Enstitüsü tüm öğrencilerini Pasternak'ı ve romanını kınayan bir dilekçe yazmaya ve onu Sovyetler Birliği'nden sürülmesi için bir gösteri düzenlemeye çağırmıştı. Pasternak, Nobel Ödülü'nü reddetmesine rağmen Sovyet basınında kınamalar devam ettiği ve sürgün edilmesi tehdidi sürdüğü için doğrudan Nikita Khrushchev'e yazdı ve anavatanından ayrılmasının kendisi için ölüm anlamına geleceğini söyledi. Bu mektup ve Hindistan Başbakanı Jawaharlal Nehru'nun müdahalesi sonucu yazar vatanından sürgün edilmedi. Jivago'yu yazmasından sonra sevgi, ölümsüzlük ve Tanrı'ya kavuşma konularında şiirler yazdı; bu şiirleri 1959'da kitaplaştırdı, ardından bir oyun yazmaya yöneldi. 30 Mayıs 1960'ta akciğer kanserinden öldü. El yazısıyla çoğaltılıp Moskova metrosunda dağıtılan duyurular sayesinde cenazenin yeri ve saatini öğrenen binlerce Moskovalı okuyucusu Peredelkino'daki cenaze törenine katıldı; törende ünlü Rus çellist Mstislav Rostropovich bir Bach serenadı seslendirdi.
Pasternak'ın ölümünden sonra Olga Ivinskaya ve Olga'nın kızı Irina tutuklandılar; her ikisi de Pasternak'ın batılı yayıncılarla ilişkisini sağlamakla suçlanıyordu. Irina 1962'de, Olga 1964'te serbest bırakıldı. Şaire ölümünden bir yıl sonra şairlik hakları geri verildiyse de Doktor Jivago, 1988'e kadar yasak yapıtlar listesinde kaldı. 1989'da oğlu Yevgeny Borisovich Pasternak Stockholm'e giderek Nobel Ödülü'nü aldı. Yapıtlarında doğa tutkusunu doğaya ilişkin imgelerle dile getirmiş, insan ve toplum sorunlarını kaynaşmış bir bütünlük içinde yansıtmıştır. İlk şiirlerinde sembolizm ve fütürizm akımının etkileri görülmüştür. Pasternak bireysel yaratıcılığın toplumsal eyleme boyun eğmek zorunda kaldığı bir dönemde yetişmiş, şiirinde bireysel ve toplumsal yaşantıları organik bir bütünlüğe kavuşturmuş, toplumsal sarsıntıları kendi benliğinde derinliğine yaşayarak çağının trajik gerçekliğini dile getirmiştir. Şiire yeni söyleyiş özellikleri kazandırmış, özellikle aşk ve tabiat temaları üzerinde durmuştur. İmge ve sözdizimi açısından Rus şiirine getirdiği yeniliklerle geleneksel Rus şiirinin yalın biçimlerini uzlaştırmış ve çağımızın en büyük şairlerinden biri sayılmıştır.
Öne Çıkan Şiirleri
Ağustos
Kış Şiiri
Korkulu Öykü
Fırtınadan Sonra
Nobel Ödülü
Öyledir Öyle Başlar
İnsan en çok, geri dönemediği yerleri özler.