“Ömer Erdem, 1967'de Konya'nın Bozkır ilçesinde doğdu. İlk şiiri 1988'de Diriliş dergisinde Sezai Karakoç tarafından yayımlandı. Şiirlerinde gelenekle barışık, estetik ve evrensel bir dil benimseyen Erdem, 'kaplamlı şiir' anlayışıyla Türk şiirine özgün bir katkı sundu. Yarım Ağaçlar ile Cahit Zarifoğlu Şiir Ödülü'nü kazandı.”
Ömer Erdem Kimdir?
Şiirleri, edebî duruşu, fikirleri ve hayatından kesitler
Ömer Erdem, 21 Ocak 1967'de Konya'nın Bozkır ilçesine bağlı Harmanpınar kasabasında dünyaya geldi. Ayşe Hanım ile memur Ahmet Bey'in oğlu olan şairin çocukluk yılları burada geçti. İlk öğrenimini Harmanpınar'da tamamladıktan sonra Bozkır Lisesi'ni bitirdi. 1990 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü'nden mezun oldu ve aynı bölümde Yeni Türk Edebiyatı alanında yüksek lisans yaptı.
1992 yılında TRT İstanbul televizyonunda kameraman olarak göreve başladı; zamanla yöneticilik yaptı, eğitim-kültür ve drama programlarının müdürlüğünü üstlendi ve kurumun son İstanbul Televizyon Müdürü oldu. 1986-1992 yılları arasında Diriliş Yayınları ve Diriliş dergisinin yazı işlerinde görev aldı. Cevdet Karal ve diğer arkadaşlarıyla birlikte 1998-2004 yılları arasında 38 sayı çıkardıkları Kaşgar dergisinin yayın yönetmenliğini yaptı. Bir müddet İkinci Yeni şiiri üzerine doktora çalışması yürüttü.
Yazı hayatına dergilerde yayımladığı şiirlerle başlayan Ömer Erdem, ilk şiirini öğrencilik yıllarında görev de yaptığı Diriliş dergisinde Sezai Karakoç'un yayımlamasıyla 1988'de edebiyat dünyasına adım attı. Bu tarihten itibaren şiirlerini ve yazılarını Nar, Göçebe, Düşler, Dergâh, kitap-lık, Cevdet Karal ile birlikte çıkardıkları Kaşgar gibi dergilerin yanı sıra Yeni Şafak gazetesi ve Radikal Kitap, Hürriyet Kitap-Sanat ekinde yayımladı. Gelenekle barışık bir şair olan Erdem, Türk şiirine bütün olarak baktı ve poetik fikirlerini şiirimizin gelişim çizgisindeki tarihsel ve kültürel meselelere göre şekillendirdi. Ona göre şiir başlı başına estetik bir sanattır ve bir fikrin ürünü değildir; şiir düşünceyi içerir fakat ondan doğmaz, temeli tefekkür olan düşüncenin karşısında şiirin temeli duyuştur. Şiir eksile eksile var olurken düşünce basamak basamak yükselir; her düşüncenin içinde gizli bir şiir özlemi barınır, has şiir düşüncenin kapısına sırtını çevirip o kapının önünde oturur. Şiir yeniklerin dilidir, düşünce ise zihinsel iktidarın; düşüncenin hükme vardığı noktada şiir tetikte ve şüphededir. Düşünce kendi diyalektiği içinde hedefine varırken şiir, varlığını oluşurken bulduğu çelişkiler üstüne bile bina edilebilir. Düşüncenin diyalektiği, şiirin estetiği vardır. Her düşünce bir gün işlevini tamamlar ve aradan çekilir; sanat olan şiir ölüme meydan okur. Düşünce mezheplere benzer, şiir ise dine; çünkü biri yorumdur, öteki kaynak. Bu yüzden ilk kavimlerin önce şiiri vardır. Erdem, kendi şiir dünyasını evrensellikle açıklamak yerine Octavio Paz'dan aldığı "kaplamlı şiir" terimini kullanmayı tercih etti. Bu terimi modern şiir için kullanan Paz'ın görüşlerini şöyle aktardı: "Şimdi modernizm içerisinde sınırların ortadan kalktığı ve geçişkenliklerin hareket içinde olduğu bir çağda yaşıyoruz. Artık hepimiz bir dünya vatandaşıyız. Açık toplumda açık dünyada yaşıyoruz. Acıyı da evrensel bir dil ve estetik bir tonla dile döktüğümüz zaman evrenselliği yakalamış oluruz. İstanbul'da yazdığımız bir şiirin mutlak surette New York, Berlin, Atina, Pekin ve Lizbon'da okuyucusunun olması gerekiyor. Bizim de bu özgüvenle yaşamamız, şiiri bu özgüvenle duymamız ve kuracağımız estetik yapının modern çatısının buna göre oluşturulması gerekiyor. İnsanlar bugün okumazlarsa yarın mutlaka okurlar." Erdem'in şiirinin evrensel oluşunda, "Sezai Karakoç benim için hâlâ yaşayan bir kartal ve gökyüzünde kaybolup gitmeyecek bir sonsuzluktur." sözleriyle işaret ettiği şairin ve onun ortak paydada buluşturucu şiirinin etkisi büyüktür.
Dergilerde yayımlayarak sürdürdüğü şiir serüveninde yayımladıklarını iki kapak arasına koyma vakti gelince Dünyaya Sarkıtılan İpler 1996'da yayımlandı. Selim İleri, şair ve eserini "Asaf Halet Çelebi'den Ziya Osman Saba'ya dünün şiirinden yepyeni, taptaze bir dünya kurmuş... Şiirde moda olana değil de modası çoktan sönmüş sanılana gönül vermesi hiç de yabana atılmamalı." cümleleriyle değerlendirdi. Ömer Erdem şiirinin samimi dilini daha ilk şiir kitabında kurdu. Dünyaya Sarkıtılan İpler'i Mesafesi Kadar İnleyen Rüzgâr (1997) ve Yitirişler (1998) takip etti. İnceliklerle dolu, imgeleri hayatımıza tekabül eden, kendine mahsus bir eda ve dil barındıran şiiriyle artık "mesafesi kadar inleyen bir rüzgâr" oldu. Son iki kitabıyla ilk kitabındaki kusurlardan arındı, tamlama sıkıntısından kurtuldu ve dizeleri kısaltarak hızına hız kattı. Yarım Ağaçlar (2001) ile 2001 Cahit Zarifoğlu Şiir Ödülü'ne layık görüldü. Ardından sırasıyla Evvel (2006), Kireç (2011), Kör (2012), Pas (2015), Azap (2017) ve İstanbul'a (2019) adlı şiir kitaplarını okuruyla buluşturdu. Acar'a göre Ömer Erdem son iki kitabına -öncesinde Yitirişler de var tabii- tek kelimelik ad seçti; bu, şairin kendine güvendiğinin ve ustalığının bir göstergesiydi. Çağrışımlar için şair, sıfatların gereksiz süsleyiciliğinden arınma gereği duymuyor, okuru aldatmıyor, yalınlığın gücüne inanıyordu. Gerçekten de Erdem'in Yarım Ağaçlar'dan sonraki şiir kitaplarında tek kelimeden oluşan bir isim tercih ettiği görülür. Genellikle şair ya da hikâyeciler kitabına isim verirken en iyi ya da okuru tarafından en beğenilen şiirin/hikâyenin başlığını seçer; fakat Ömer Erdem böyle yapmaz, isimlendirmelerde titiz bir şairdir. Kitap isimlerine uzun vadeli sorgulamalar ve yayılmalardan sonra karar verir. Onun kitaplarının isimleri eserin içindeki bir şiirin başlığı değil, şairin kendi belirlediği isimlerdir. Türkçeye hâkim olan şair, şiirlerinde titiz bir dize işçiliği ortaya koyar ve Türkçeyi nahif bir biçimde kullanır.
Erdem'in şiirlerinde doğa çok önemli bir unsurdur. Onun şiirlerindeki doğa, halk şiirinde anlatılan pastaral doğa ya da kır değildir. Şair doğayı âdeta yaratıcı bir nefha gibi algılayarak varoluşunun temelinde taşır; doğanın yaratıcılığını ve ruhunu kavrayarak dizelere işler. Bunda televizyonculuk mesleğinin de payı vardır çünkü sanatçı doğayla ve mekânla iç içedir. Bunlar Erdem'in şiirlerinde hayatla kristalize olmuştur. Mekân aynı zamanda Ömer Erdem'in şiirlerinin doğuşuna kaynaklık etmiştir. İzmir, Üsküdar, Kars, Babakale, Semerkant, İnebahtı, Amasra, Kahire, Şam ve Bağdat... İzmir başlı başına bir tedirginliktir, Babakale onurlu bir emektir, Semerkant büyük bir hasretin ardından buluşmanın kavuşmanın coşkusu, bütünden kopan taş parçasının yerine dönmesidir. Şair mekâna karşı imgesel duyarlılığını şöyle dile getirmiştir: "Orta Doğu coğrafyası ve onun kültürel olduğu kadar tarihsel derinliğini, dinlerin, mitlerin, şehirlerin, sokakların, seslerin, insan yüzlerinin eşliğinde, bugünün müziği yapmak istedim. İyi ki duymuşum iyi ki yazmışım. Şam, Kahire, İskenderiye, Kudüs, İstanbul, Bağdat gibi şehirlerin yaralı yüzünü duymuşum. Yoksa sahte ve köksüz olduğu kadar uydurmaca Arap Baharı söyleminin çok gerisine düşmüş olacaktım. 'Seni Bir Kerre Gördüğümde Suriye'de' şiirini iyi ki yazmışım savaştan önce. Kireç ve Kör benim tarihi tam da şahdamarından bütün acısıyla duyduğum ve kendime dair müzikler ve kültür ürettiğim kitaplar oldu." Bu sözlerden Erdem'in şiirlerinde coğrafyaya ve mekâna bağlı olarak bir öngörüsünün de bulunduğu sezilmektedir. Köklü medeniyetin ve şehrin şairi olan Ömer Erdem, kalemi eline aldığı ilk günden itibaren şiir algısını istikrarlı bir biçimde güçlendirmiştir. Gündelik polemiklere girmeden, ideoloji sözcülüğü yapmadan, şiiri başlı başına bir sanat olarak kabul eden sanatçı, son dönemde yazan önemli şairlerden biridir. Evli ve iki çocuk babası olan Ömer Erdem, İstanbul'da yaşamakta ve yazı çalışmalarını çeşitli gazete ve dergilerde sürdürmektedir.
Öne Çıkan Şiirleri
Şiir, geçip giden zamana bırakılmış küçük bir itirazdır.