“Asıl adı Süleyman olan 17. yüzyıl âşığı Kuloğlu, Safranbolu'da doğdu. Osmanlı ordusunda ve donanmasında görev alan asker bir âşık olarak çeşitli savaşlara katıldı. Şiirlerinde aşk, kahramanlık ve tarihî olayları işledi; sanatını saz eşliğinde icra etti. Gevherî, Âşık Ömer ve Karacaoğlan gibi şairleri etkileyerek 17. yüzyılın önde gelen âşıkları arasında yer aldı.”
Kuloğlu Kimdir?
Şiirleri, edebî duruşu, fikirleri ve hayatından kesitler
Asıl adı Süleyman olan ve Süleyman Ağa olarak da anılan Kuloğlu, 17. yüzyılda yaşamış bir âşıktır. Bazı kaynaklarda adının Mustafa olarak geçtiği belirtilse de bu bilgi, aynı yüzyılda yaşayan ve daha çok divan şiiri tarzında eserler veren Kuloğlu mahlaslı Mustafa adlı şairle karıştırılmasından kaynaklanır. Safranbolulu olan Kuloğlu, genç yaşta saz çalıp şiirler söylemeye başlamış, âşıklık geleneğinin gereklerine uyarak köy köy, kasaba kasaba gezmiş ve ardından İstanbul'a giderek uzun bir süre orada kalmıştır.
Kuloğlu, Osmanlı ordularında ve donanmasında yer almış, çeşitli savaşlara katılmış asker bir âşıktır. Şiirlerinde işlediği konular, onun bu askerî kimliğini açıkça yansıtır. Kullandığı Kuloğlu mahlası da bir ordu şairi olduğuna işaret eder; zira "Kul" mahlasını genellikle padişaha bağlılıklarını ifade etmek amacıyla yeniçeriler kullanmıştır. Yeniçerilerin erkek çocuklarına kuloğlu adının verilmesi ve yetişkin yaşa geldiklerinde aynı lakapla ocağa alınmaları, bu bağlılık ifadesinin bir sonucudur. Dolayısıyla âşığın bu mahlası tercih etmesi, babasının da asker olabileceği ihtimalini akıllara getirir.
Evliya Çelebi, Seyahatnâme'sinde İtâkî mahlaslı Emir Çelebi adındaki saz şairinin başından geçen bir olayı anlatırken İtâkî'nin çöğür çalmadaki becerisini 17. yüzyılın bazı âşıklarının ustalıklarıyla karşılaştırır. Bu kıyaslamada Kayıkçı Kul Mustafa, Geda Muslu, Gedayî ve Kâtibî gibi ünlü âşıklarla birlikte Kuloğlu'nun da anılması, onun 17. yüzyılın ünlü âşıklarından biri olduğunu gösterir. Ayrıca Kuloğlu'nun 17. yüzyıl âşıklarından Kâtibî ve Âşık'a yaptığı nazireler ile Kul Mustafa'nın bir şiirinde yer alan "Kuloğlu da muhanneslik eyledi" ifadesi, hem çağdaşlarıyla olan ilişkisini ortaya koymakta hem de yaşadığı dönem hakkında bilgi vermektedir.
Dördüncü Murad'ın ölümü üzerine söylediği bir mersiyenin mevcudiyeti, 1640 yılında yani 17. yüzyılın ilk yarısında hayatta olduğunun bir başka delilidir. Dördüncü Murad'a yakın olduğu için padişahın ölümünden sonra Cezayir'e sürülmüş, Sultan İbrahim'in ölümünden sonra 1648'de İstanbul'a dönmüştür. Yaşadığı dönemin önde gelen âşıklarından Gevherî'yi, Âşık Ömer'i ve Karacaoğlan'ı etkilediği göz önünde bulundurulduğunda Kuloğlu'nun iyi bir şöhrete sahip olduğu söylenebilir.
Âşık hakkındaki ilk bilgileri Fuad Köprülü, Saz Şairleri adlı eserinde vermiştir. Bununla birlikte Saadettin Nüzhet Ergun'un XVII nci asır Sazşairlerinden Kuloğlu başlıklı çalışmasında da âşığın şiirlerine ulaşılabilir. Şiirlerinde aşk ve kahramanlık gibi konuların yanı sıra tarihî olaylara da yer veren Kuloğlu, sanatını saz eşliğinde icra eden bir âşıktır. Fazla olmamakla beraber tasavvufun etkisi altında kalmış, divan şiirinin tesirinden ise uzak kalmayı başarmıştır. Âşık Ömer'in Şairname'sinde "Kuloğlu'nun belli nâm-u nişanı" sözü ve Kâtibî'nin bir şiirinde yer alan "Kayıkçı, Kuloğlu, Kâtibi gedâ / Hakk'ın emri ile dile gelmiştir" mısraları, Kuloğlu'nun 17. yüzyılın meşhur şairlerinden biri olduğunu gözler önüne sermektedir.
Öne Çıkan Şiirleri
Bir dize bazen uzun bir geceden daha derindir.