“Asıl adı Mehmet olan Hekimhanlı Esirî, 19. yüzyılda yaşamış Alevi-Bektaşi halk şairidir. Badeli âşıklardan olup Hacıbektaş'ta Feyzullah Çelebi'den himmet alarak Esirî mahlasını kullanmıştır. Hece ölçüsüyle yazdığı nefes ve duvazlarda lirik ve yalın bir dil kullanmış, aruzla da gazel ve divan gibi türlerde şiirler yazmıştır. Şiirlerinde Alevi-Bektaşi unsurları ve tasavvufi konular öne çıkmıştır.”
Hekimhanlı Esirî Kimdir?
Şiirleri, edebî duruşu, fikirleri ve hayatından kesitler
Asıl adı Mehmet olan Hekimhanlı Esirî, 1843 yılında Malatya'nın Hekimhan ilçesine bağlı Hasançelebi bucağının Basak (Başak) köyü yakınlarındaki Güvenç köyünde, ailenin üçüncü çocuğu olarak dünyaya geldi. Babası Kasım Ağa, XVIII. yüzyılda yörenin en ünlü âşıklarından biri olarak bilinen Baboğ Dede'nin dördüncü oğluydu. Baboğ Dede'nin ölümünden sonra Kasım Ağa, kardeşlerinden ayrılarak Güvenç köyüne yerleşmişti. Mehmet'in çocukluk ve gençliği bu köyde geçti; okuma yazma öğrendi, çobanlık yaptı ve dedesi gibi saz çalıp usta malı şiirlerin yanı sıra kendi deyişlerini söylemeye başladı.
Köyde okuma yazma öğrenip günlerini çobanlık yaparak geçiren Mehmet, dedesi Âşık Baboğ gibi iyi saz çalar, usta malı şiirlerin yanında kendi deyişlerini de söylemeye başlar ve yakın çevresinde "Âşık Mehmet" adıyla tanınır. Bir şiirinde "Pir elinden dolu içip mest oldum" diyerek badeli âşıklardan olduğunu belirtir. Yirmi yaşına geldiğinde kardeşlerine "Özümde muhabbet coş eyledi…" diyerek köyünü terk edip Hacıbektaş'a gider; burada uzun süre kalıp Feyzullah Çelebi'den manevi himmet alarak âşıklığını beyan eder. Feyzullah Çelebi'nin "Söyle Esirî'm sakla sırrımı" demesinden sonra eserlerinde Esirî mahlasını kullanmaya başlar.
Hayatının büyük bölümünü Güvenç köyünde geçiren ve burada evlenen Esirî, ömrünün son yıllarında köyünü terk ederek çocuklarıyla yine Hekimhan'a bağlı Culfalı (Çulhalı) köyüne yerleşir; 1913 yılında Çulhalı köyünde vefat eder ve defnedilir. Dokuz yüzden fazla şiir ve nefesi bulunan Esirî Baba'nın eserleri iki büyük cönkte toplanmıştır. Bu defterlerden biri torunu Hamza'da kalmış; diğeri 1952 yılında Malatya ili Yazıhan ilçesi Karaca köyünden Abdurrahman Ünlüer tarafından alınıp Ankara'da Avukat Cemal Özbey'e verilmiştir. Cemal Özbey tarafından uzun yıllar saklanan bu defter, Özbey'in vefatından sonra 1993'te Mehmet Yardımcı'ya verilmiştir. Hâlen Yardımcı'da olan defterde 450 şiir mevcuttur. Hekimhan ve çevresinde yapılan araştırmalar sonucu eldeki şiir sayısı 480'e ulaşmıştır. Bu şiirlerden 270'i Mehmet Yardımcı tarafından hazırlanarak Kültür Bakanlığı yayınları arasından çıkan Hekimhanlı Esirî adlı kitapta yayımlanmıştır.
Cemal Özbey'e Yazıhan'ın Karaca köyünden 04.02.1956 tarihinde yazılan ve fotokopisi Özbey tarafından Mehmet Yardımcı'ya verilen bir mektup ile yine Cemal Özbey'e yazılan, ad yerinde bir imza bulunan, tarihsiz bir mektupta belirtildiğine göre Esirî, yaşamı boyunca on yedi defa Hacı Bektaş'a gitmiş olup dergâhtan ilgisini hiç kesmemiştir. Yine aynı mektuplardaki ifadelere göre Esirî uzun boylu, kumral, ince, uzun sakallı ve uzun bıyıklı bir zattır. Hacı Bektaş'a gelen Esirî, burada dinî, tasavvufi ve manevi kültürünün yanı sıra ilmini de bir hayli artırmış ve divan-gazel gibi türlerde aruz ölçüsü ile olgun şiirler yazabilecek duruma gelmiştir. Bazı şiirlerinde sosyal konuları da dile getirip gelecek kuşaklara dizelerini tarihî birer belge gibi aktarmıştır.
Türk halk şiirinde lirizmin güzel örneklerini kazandıran Esirî, hece ölçüsüyle yazdığı şiirlerinde başarılı olmuş; ancak aynı başarıyı aruzla yazdığı şiirlerinde gösterememiştir. Aruzlu şiirleri zayıf olmamakla birlikte usta bir divan şairinin aruzu kullanışı kadar değildir. Aruzlu şiirlerinde, pek çok halk şairi gibi o da düz kalıpları kullanmıştır. Hece ile yazdığı şiirlerinde ise genellikle 8'li ve 11'li hece ölçüsünü kullanmıştır. Esirî, Alevî-Bektaşi felsefesini özümsemiş ve bu tarikatın tüm özelliklerini bilen güçlü bir ozandır. Lirizm yüklü şiirlerinde yalın, akıcı bir dil ve duru bir söyleyiş egemendir. Şiirlerinden bazıları bulunamamıştır. Hece ile yazdığı nefes ve duvazları, Bektaşi şairlerinin sıkça söylediği biçimlerden olup Esirî'nin ustaca söylediği önemli örneklerdendir. Aruzlu şiirlerinde ise gazel, divan ve müsemmen biçimlerini kullanmıştır. Bilindiği gibi halk şairleri, divan şairlerine şairliklerini kanıtlamak için hece ölçüsünün dışında az da olsa ağdalı dille ve aruz kalıplarıyla şiir söyleyebileceklerini göstermek amacıyla birtakım aruzlu şiirler ortaya koymuşlardır. Esirî de bir şiirinde divan edebiyatı nazım şekillerinden gazeli övmüş; hatta pek çok gazel yazmıştır. Saz şairlerinin aruz ölçüsü ile yazdıkları şiirlerinin çoğu divan türündedir. Aruzun fâilâtün / fâilâtün / fâilâtün / fâilün kalıbında yazılan divanlara Esirî'nin şiirleri arasında sıkça rastlanır. Esirî, şiirlerinde uyak ve hece endişesine düşmediğinden ustalığının da verdiği rahatlıkla doğal bir söyleyişe ulaşmıştır. Pek çok halk ozanı gibi o da yarım uyağı çok kullanmıştır. Kimi şiirlerinde tam uyağı kullanmış, kimi zaman da cinası ustaca yapmıştır.
On dokuzuncu yüzyılın genel şiir dünyası gözden geçirilince Esirî'nin şiirlerinin sade, yapmacıksız ve samimi bir eda içinde söylendiği görülür. Doğallık ve canlılık, onun en göze çarpan özelliğidir. Hatta çeşitli yerlerde çok derinlere indiği görülür. Ahmet Yesevî çizgisinin usta âşığı Esirî'nin sazını "Esirî Düzeni" denilen kendine has değişik bir akortla çaldığı bilinmektedir. "Yine dertli dertli iniliyorsun/ Sarı turnam sinen parelendi mi?/ Gel ey gönül mülk edinme bu dehri" gibi birçok semah ve deyişi yörede ve TRT sanatçıları tarafından söylenmektedir. Alevi bir aileden gelişi, yetiştiği ortam gereği küçük yaşta sazlı sözlü toplantılarda, cem törenlerinde sık sık bulunuşu; Âşık Baboğ gibi usta bir âşığın torunu olup saz çalmayı soydan gelen bir yetenekle iyi öğrenişi; çocukluğunun ve gençliğinin geçtiği Güvenç köyünde Âşık Sadık Baba gibi usta bir âşığın yanında oluşu, Esirî'nin saz ve söz ustalığına olumlu katkılarda bulunmuştur. Şiirleri incelendiğinde dilinin Hekimhan ve yöresinde sıkça kullanılan dem, bostan, çöp, em, revan, kemha, gazel, tevek, pay, kıtmir, kendir, çec, kücü, bocu, ürmek, yelmek, savmak, ecel, üdmek, çulha gibi sözcüklerle yüklü olmasının yanı sıra 17 defa Hacı Bektaş'a gidip orada yurdun çeşitli yörelerinden gelen âşıklarla sık sık birlikte olması ve tasavvufi bir eğitim görmesi nedeniyle oldukça zengin bir söz hazinesine sahip olduğu görülmektedir. Şiirlerinde geçen musahip, talip, pîr, vahdet, mürşid, tavaf, ilm-i ledün, dergâh, hüsn, tuba, leb, nikâp, mihraç, kelâm, râh, libas, ahd, yedullah, vedeman gibi sözcükler bu görüşün kanıtıdır. Esirî'nin şiirlerinde, Alevi-Bektaşi edebiyatı unsurları hâkim durumdadır. Şiirlerinde Hz. Muhammed, Hz. Ali, Ehlibeyt, Hacı Bektaş-ı Veli, Balım Sultan, Hz. Davud, Hz. Eyyup, İmran, Hz. İsa, Meryem, Lokman, Hallac-ı Mansur, Hz. Süleyman, Hz. Şit, Hz. Yakup ve 12 İmamlar gibi din ve tarikat ulularına sevgi ve saygı ön plandadır.
Öne Çıkan Şiirleri
Şiir, söylenemeyenin incelikle söylenmesidir.