“Asıl adı Hacı Daştan olan Hicrânî, 20. yüzyıl Anadolu âşık geleneğinin önemli temsilcilerindendir. Rüyasında aldığı mahlasla şiir söylemeye başlayan âşık, tasavvufi aşkı ve millî duyguları işlediği şiirleriyle tanınmıştır. Hece ölçüsünün yanı sıra aruzla da şiirler yazmış, kendisinden önceki Bayburtlu halk şairlerinden etkilenmiştir. Şiirlerinde Sefil Hicrânî, Mücrim Hicrânî gibi mahlaslarla alçak gönüllülüğünü yansıtmıştır.”
Hicrânî Kimdir?
Şiirleri, edebî duruşu, fikirleri ve hayatından kesitler
Asıl adı Hacı Daştan olan Hicrânî, 1908 yılında Bayburt'un Ahbunus (Çamlıkoz) köyünde dünyaya geldi. Doğum tarihi çeşitli kaynaklarda 1903, 1905 ve 1908 olarak verilse de bizzat kendi kitabında geçen 1324 (1908) tarihi en güvenilir kabul edilir. Ailesi Âmeşoğulları olarak bilinir ve Karadeniz'den gelmiştir. Babasının adı İlyas, annesinin adı Peruza'dır. Soyadı kanunu çıktıktan sonra aile Daştan soyadını almıştır. Babası, onu okuması için köyün imamı Mehmet Hoca'ya verdi.
Hicrânî, on sekiz yaşına geldiğinde Müştak Efendi'nin kızı Safiye ile evlendi. Bu evlilikten Şerafettin, Zeynal ve İlyas adında üç oğlu; Gülhanım, Saliha ve Huri adında üç kızı oldu. 1943'te eşi Safiye Hanım vefat etti. Bu kayıptan büyük üzüntü duyan Hicrânî, eşi için sık sık ağıtlar yazdı. Karısının ölümünden sonra çocuklarına iki sene anneanneleri baktı, ardından baldızı Havva ile ikinci evliliğini yaptı. Bu evlilikten de altı çocuğu dünyaya geldi. Kızlarından birinin adını, düşünde gördüğü Halep'teki sevgilisi Leylahan'ın hatırasını yaşatmak için Leyla koydu.
Askerliğini 1928'de Ardahan'da üçüncü alay, birinci taburda yaptı. Önceleri geçimini çiftçilikten sağladı; ilerleyen yaşlarında Bayburt'un köylerinde ve çevre illerde çeşitli işler yaptı, ancak başarılı olamadı. 1931 tarihinde yirmi iki köylüsüyle birlikte Trabzon'un Akçaabat ilçesine bağlı Zevane (Salıhan) köyüne çalışmaya gitti. O sıralar yirmi beş yaşlarındaydı. Burada gördüğü rüyadan sonra şiir söylemeye başladı. Rüyasında üç pirin kendisine "Bu gafil halde yatma" diyerek onu âşıklar divanına götürdüğünü, maneviyattaki babasının Celâlî olduğunu ve adının Hicrânî (dert dolu silah) olarak verildiğini anlattı. Bu rüyanın ardından ilk şiirini söyledi. Bir başka rüyasında ise Halep'te Hurşit Bey'in kızı Leylâhan'ı ağlarken gördü ve o günden sonra nereye baksa Leylâhan'ı görür oldu. Bu hâl yedi yıl sürdü ve Ahbunuslu Hacı Daştan, Ahbunuslu Hicrânî Baba olarak anılmaya başlandı.
Geçim darlığından dolayı Bayburt'tan göç etmeyi düşünen Hicrânî, bir gece rüyasında İbrahim b. Edhem Hazretleri'ni gördü. Hazret ona "Ben mâsivadan çıktım da sen bir Ahbunus'dan mı çıkamayacaksın" dedi. Bu rüyanın ardından 1956'da Bayburt'un merkezine taşındı ve satın aldığı bir arsaya ev yaptırarak hayatını sürdürdü.
Hicrânî, kendisinden önce yaşamış Bayburtlu halk şairlerinden Zihnî, Celâlî ve İrşâdî'nin etkisinde kaldı. Halk şairi olmanın ötesinde tasavvufi şiirler yazan bir âşk şairiydi. Yazdığı şiirlerde beşeri aşktan ziyade tasavvufi aşkı dile getirdi; bu nedenle şiirleri derin ve anlamlıydı. Şiirlerinde kendisini Sefil Hicrânî, Mücrim Hicrânî, Geda Hicrânî olarak nitelendirerek mütevazılığını ve alçak gönüllülüğünü yansıttı. Allah ve peygamber sevgisinin yanı sıra millî duyguları da konu edindi. Zaman zaman beşeri duygulara yer veren âşık, memleketine ve Çoruh'a duyduğu sevgiyi de şiirlerinde işledi. Hece ölçüsünün dışında aruz ölçüsüyle de şiir örnekleri verdi. İlk eserini 1957'de Kayseri'de Erciyes Matbaası'nda bastırdı.
Hicrânî, 20 Eylül 1959 tarihinde beyin kanaması geçirerek felç oldu. Ardından astım hastalığına yakalandı ve sağlığı günden güne kötüleşti. On yıl daha bu şekilde yaşadıktan sonra 22 Şubat 1969 tarihinde vefat etti. Mezarı Bayburt'ta Tuzcuzâde Mezarlığı'ndadır. Bayburt taşından yapılmış mezar taşının üzerinde "Öyle bir güzele olmuşum meftun / Şirinsiz Ferhatım Leylasız Mecnun / Kalu İnna Lillahi ve İnna İleyhi Racıun / Şair Hicrânî Daştan" yazılıdır. Hicrânî üzerine pek çok çalışma yapılmıştır: İlhan Yardımcı'nın Halk Ozanı Bayburtlu Hicranî (1968), Taceddin Kayaoğlu ve Mahmut Kırtan'ın Bayburtlu Hicranî (2006), Sabri Özcan San'ın Âşık Hicrânî (1987) ve Süleyman Alptekin'in 1960'ta basılmış Âşık Hicranî kitapları bulunmaktadır. Ayrıca pek çok şairler antolojisinde Hicrânî'ye yer verilmiştir.
Öne Çıkan Şiirleri
İnsan bazen kendini yalnızca bir şiire anlatabilir.