“Âsaf Hâlet Çelebi, Cumhuriyet dönemi Türk şiirinde modern-gelenekçi anlayışın özgün temsilcisi olarak tanındı. Divan ve Fars edebiyatı birikimini Batı şiirinin teknikleriyle harmanlayarak soyut şiirin ilk tanımlarını yaptı. He, Lâmelif ve Om Mani Padme Hum adlı kitaplarında topladığı şiirlerinde tasavvuf, mistisizm ve Doğu kültürlerinden beslenen egzotik bir dünya kurdu. Kendisinden sonra gelen kuşağı, özellikle İkinci Yeni şairlerini derinden etkiledi.”
Âsaf Hâlet Çelebi Kimdir?
Şiirleri, edebî duruşu, fikirleri ve hayatından kesitler
Âsaf Hâlet Çelebi, 27 Aralık 1907'de İstanbul'un Cihangir semtinde dünyaya geldi. Nüfustaki adı Mehmet Ali Âsaf olan şairin babası, Dahiliye Nezareti Şifre Kalemi Müdürü Mehmet Sait Halet Bey'di. Mevlânâ'ya duyduğu derin sevgi nedeniyle "Çelebi" soyadını aldı. Galatasaray Lisesi'nde sekiz yıl eğitim gördü; dinî ve tasavvufi edebiyatla yakından ilgilenen babasından Fransızca ve Farsça, Mevlevi Şeyhi Ahmet Remzi Dede ile Rauf Yekta Bey'den musiki ve nota dersleri aldı. Kısa bir süre bulunduğu Fransa'dan döndükten sonra üç yıl Sanayi-i Nefise Mektebi'nde öğrenim gördü ve Adliye Meslek Mektebi'nden mezun oldu.
Eğitimini tamamladıktan sonra Üsküdar Adliyesi Ceza Mahkemesi'nde zabıt kâtipliği yaptı; Osmanlı Bankası ve Devlet Deniz Yolları İşletmesi'nde çalıştı. 1945'te dayısının kızı Nermin Çelebiler ile evlendi ve bu evlilikten Ömer Halet adında bir oğlu oldu. Yaşamını İstanbul'un Beylerbeyi semtindeki köşkünde sürdürdü. 1946 Türkiye genel seçimlerinde İstanbul'dan bağımsız milletvekili adayı oldu ancak seçimi kazanamadı. Uzun süre İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü kitaplığında kütüphane memurluğu yaptı.
Gençlik yıllarında divan edebiyatından etkilenen Çelebi, on sekiz yaşına kadar aruz vezniyle klasik divan şiiri tarzında rubai ve gazeller yazdı; ancak bu şiirlerle o günkü edebiyat anlayışında bir yenilik yapılamayacağını anlayarak bu tarzı bıraktı. 1937'den sonra serbest ölçü kullanmaya ve Batı şiirinin tekniklerine yönelmeye başladı. İlk şiirleri 1938-1941 yılları arasında Ses, Hamle, Sokak, Servet-i Fünun-Uyanış gibi yeni şiir akımının önde gelen dergilerinde ve Gün gazetesinde yayımlandı. Bu şiirlerinde ergenlik çağına ait duygular, çocukluk, masallar ve tekerlemelerin gerçeküstü dünyası gibi temaları işledi; soyut şiirin o dönemdeki tek temsilcisi oldu. 1939'dan itibaren yayımladığı ve kapalı anlatımıyla devrin okuyucusunu yadırgatan yeni şiirleriyle edebiyat çevrelerinin dikkatini çekti. Mensur şiir ya da şiirsel düz yazı olarak adlandırılabilecek tarzda da kalem denemelerine girişti; ilk örneğini 1938'de yayımlanan "Kasap" ile verdiği bu tarzda sekiz metin yazdı.
1940'tan sonraki Türk şiirine daha çok ses yankılanmaları yoluyla, İslam tasavvufu ile eski Doğu din ve kültürlerinden aldığı yeni tem ve motiflerle değişik bir söyleyiş getirdi. Bütün bir insanlık tarihinden izler taşıyan ve tadına varmak için ilgili tüm kültürlerden haberdar olmayı gerektiren şiirler yazdı. Hırsız, Trilobit ve Cüneyd adlı şiirlerinin Fransızca çevirileriyle birlikte 45 şiirin bulunduğu He'yi (1942) yayımladı; ardından aynı çizgide on şiirin yer aldığı Lâmelif'i (1945) yayımladı. 1940'larda liberal hatta sosyalist kimlikli yayın organlarında yazıları yayımlandı; özellikle haftalık Gün gazetesindeki yazılarında dönemin başlıca tartışma konusu olan eski-yeni meselesini işledi ve eski kuşakları oldukça sert ifadelerle yerdi. Doğulu sanatçılara yönelik incelemeler ve kitap tanıtma yazıları yazdı; 1940-1942 yılları arasında resim, müzik ve bilimle ilgili yazılar da kaleme aldı. 1942-1949 arasında yazılarına ara veren sanatçı, 1949'dan itibaren muhafazakâr dergilerde adını duyurmaya yöneldi; ilgisi Hint edebiyatına yöneldi ve işlediği konulara İslami cepheden bakmaya başladı.
Bütün şiirlerini topladığı ve daha önceki kitaplarında yer almayan sekiz şiiri içeren Om Mani Padme Hum 1953'te yayımlandı. Yeditepe (1950), İstanbul (1954-1956) ve Türk Sanatı (1958) dergilerinde şiirlerini yayımlamayı sürdüren Çelebi, İstanbul dergisinde yayımladığı "Benim Gözümle Şiir Davası" (Temmuz-Aralık 1954) adlı altı makalede poetikasını açıkladı. Bu makale serisinde Saf Şiir, Şiirde Vuzuh, Şiirde Şekil, Mücerred Şiir, Şiirde Ruh Ânı ve Şiirlerimde Mistisizm Temayülü başlıkları altında şiir anlayışını ayrıntılı biçimde ortaya koydu. Ses, imge, anlam ve düşünce olarak kültürler arası ve metinler arası bir nitelik taşıyan şiirleriyle Türk şiirinde "modern-gelenekçi" tavrın temsilcisi oldu.
Şiirlerinde dinlerden, ideolojilerden ve toplumsal olaylardan çok Anadolu-İran-Hindistan çizgisi üzerinde uzanan bir yaşamın görünümlerini sesler aracılığıyla dile getiren şair, şiirin tıpkı hayatta olduğu gibi soyut araçlarla soyut bir dünya yarattığına inandı. Şiire bakış açısını "esasen, müşahhas malzeme ile mücerret olan hayali yaşatabilmektir" sözleriyle açıkladı. Şiirlerinde Doğu kültürü ile Batı kültürü arasında kurulan diyalektikle tasavvufu, Yeni Platonculuğu ve sürrealizmi harmanlayarak kendine has egzotik bir dünya kurdu. Divan edebiyatının estetik anlayışı ile Fransız şiirsel gerçekçiliğinde Harfçilik avangard akımı arasında, harflerin yarattığı müziğe dayanan özgün bir şiir tarzı geliştirdi. Şiir için "Kelimelerin bir araya gelmesinden oluşan büyük bir kelimedir" diyerek şiirin rastgele dizilmiş kelimelerden değil, kendi içinde kopmaz bir bütünlük ve ses uyumu barındıran derin bir yapıdan oluştuğunu vurguladı. Dönemin şairleri gibi şiirde vezin ve kafiyeye bağlı kalmayı reddederek her şiirin kendi şeklini oluşturması gerektiği inancıyla "içi musiki dolu" özgün şiirler yazdı; "İbrahim" ve "Cüneyd" gibi şiirlerinde geleneksel yapıları modern bir dille yeniden yorumladı.
Şiirlerinin yanı sıra Mevlânâ, Molla Câmî ve Gotama Buda gibi isimler üzerine monografik inceleme kitapları kaleme aldı; Hint ve Fars edebiyatları üzerine çalışmalarını dergilerde ve kitaplarda yayımladı. Kısa ömrü boyunca çeşitli rahatsızlıklar geçiren Çelebi'de 1955 yılının sonuna doğru şeker hastalığı ve buna bağlı safra kesesi hastalığı teşhis edildi; mevcut hastalıklarına koroner arter hastalığı da eklendi. 15 Ekim 1958 Çarşamba günü saat 16.00 sıralarında geçirdiği krizi atlatamayarak İstanbul'da vefat etti. Cenazesi 16 Ekim 1958 Perşembe günü Beylerbeyi Camii'nde kılınan ikindi namazının ardından Küplüce Mezarlığı'na defnedildi.
Öne Çıkan Şiirleri
İnsan hatırladıkça değil, hissettikçe geçmişe döner.