Şiir, söylenemeyenin incelikle söylenmesidir.

ŞAİRİN DEFTERİ   /   TAM METİN

Buğulu Atlas

Buğulu Atlas Şiiri - Yılmaz Odabaşı

“Bir şiirde, bir satır saklayabilir başka bir satırı
Nasıl ki bir kavşakta bir tren belki örter bir treni
...
Aşkta, başka bir sitem saklayabilir bir sitem
ve küçük bir serzenişte, koskoca bir şikayet gizlidir belki
Bir adaletsizlik bir başkasını saklayabilir-bir sömürgeci bir başkasını
Bangır bangır bir kırmızı üniforma bir tane, bir tane daha! ”
-Kenneth Koch-

Göğünde aç kartalların, atmacaların yarıştığı tenha
bir atlastan geldim…
Kıyamda, kıyamette namluların kuytu dağlarla öpüştüğü
bir atlastan.

Yılları, yolları, yaşları yok
gurbet yüzlü adamlardan,
sur diplerinde bıçaklanan aşklardan…

Yaşamı hiç bilmeden ölümü ezberleyen,
badem gözlü, sıtmalı çocuklardan;
yazgısı uçurum çocuklardan...

Zarif Dicle’de ve asi Fırat’ta,
sıska keleklerde, kıl çadırlarda
güneşe sataşan adamlardan.

Mendillerde, halaylarda
gülüşleri kundaklanan hayatlardan;
yazgısı uçurum hayatlardan...

Darmadağın yılları hüzne satılmış,
burunları hızmalı, şarkıları figan,
doğurgan ve mübarek kadınlardan;
yazgısı uçurum kadınlardan...

Orada şarkılara akar katran,
akar kan...
Orada ihlâl ve iflah olmaz vata

Tarih susarken günahları,
bıçak sırtında yaşanmış o ah’ları
ve aysız karanlıkları dağ başlarında.

Nicesi aylaklığa bağışlanmış, sefil;
ölüme, açlığa sebil.
Kiminin ergen bıyıklarında aşk taslakları.

Ya kederiydik kendimizin,
ya bir halkın kaderi;
ya şakağı ya şafağı bir halkın
namlular çarmıhında!

Çünkü yok satıyorsa hayat,
çok satıyordur erk, çok tüfek;
Yok satıyorsa nehirlerimizde şafağın ilk ışıkları,
çok satıyordur şiddet, nefret, aşiret.

İşte sürüldü şarjöre mermi, indi emniyet,
katıldı otuz bine bir daha
yağmurlu bir sokakta delik deşik bir ceset.

Yaşasaydı kendinin kederi olacaktı,
yaşasaydı belki bir gün torunlarıyla
dolunaylı gecelerde yıldızlar sayacaktı…

Kenger toplarken ellerine diken batan çocuklar,
bilmezlerdi gözleri bağlanıp kurşunlanan bir aşkın
hazin bir ünlem bırakacağını hayata.
Bilmezlerdi bütün melodramların yalan olduğunu
çekirdek çitlenen eski yazlık sinemalarda.

Onlar hâlâ gülümsüyorlar buğulu bir atlastan.
Anıları damlıyor fotoğraflardan...

Biz de geçtik o dağlanan ağıtlardan.
Biz de göçtük kirden, pasaktan, hıncın ışıltısından.
Yakılmış köylerden, kesilmiş kulaklardan,
o kanlı ayinlerden, perişan ormanlardan;
biz de geçtik o murdar hayatlardan…

Herkes gidecek elbet bu yavşak zamanlardan;
bu kan revan, bu iğfâl akşamlardan…

/V e a n t o l s u n k i,
h i ç b i r k u r ş u n, h i ç b i r ç e l i k,
h i ç b i r t o p r a k v e h i ç b i r v a t a n,
d a h a k u t s a l d e ğ i l d i r i n s a n d a n! /

Yılmaz Odabaşı

ŞİİRİN HARİTASI

Bu şiirin içinde ne var?

Metnin anlam, duygu, tema ve biçim katmanlarına kısa bir bakış.

İnsan kendini anlatırken değil, saklarken belli eder.

Şiir, bir halkın yaşadığı acıları, zulmü ve yoksulluğu anlatır. Anlatıcı, bu coğrafyadan gelmiş, bu acıları görmüş ve yaşamıştır. Şiir, insan hayatının kutsallığını vurgulayarak, şiddet ve ölümün karşısında bir duruş sergiler.

Ana duyguhüzün
Ana temaölüm
Duygusal yönolumsuz
Yoğunluk85/100

ANLAM

Ana düşünce

İnsan hayatı her şeyden kutsaldır; şiddet ve ölüm karşısında insanın değeri asla unutulmamalıdır.

Temel çatışma

Yaşam ile ölüm, insan ile şiddet arasındaki çatışma

Duygusal akış

Şiir, acı ve öfke dolu bir anlatımla başlar, insanın kutsallığı vurgusuyla sona erer.

ATMOSFER

Şiir, zulüm ve acı dolu bir coğrafyanın kasvetli ve boğucu atmosferini yansıtır.
kasvetliboğucuhüzünlü
“Şiir, insanın kendine söylediği
en dürüst sözdür.”
Şiirhane · Sözün evi.

Şiirhaneden Mektup

Yeni şiirler, yeni keşif yolları ve iyi sözler için.

Sadece anlamlı şeyler, söz veriyoruz.