Bazı cümlelerin sessizliği, söylediklerinden daha büyüktür.

ŞAİRİN DEFTERİ   /   TAM METİN

Noktadan Sonra

Noktadan Sonra Şiiri - Neyzen Tevfik

Ufk-ı feyfa-yı tahayyürde zekâ,
Kalbolur hîçiye bir kerre daha.

Hîçi-i hîçîde zerrât-ı esir,
Zat-ı aşka getirirler tekbir.

Mahz-ı kül lâyetenahiyyette
Eder ibda’-ı vücuda secde.

Aks eder saye-i ibda’-ı vücud:
Mabed i'ı abd ü ibadet, mabud.

Bu dönüşte bütün ebvab-ı zekâ
Açılır kalb-i selime ve daha.

Buradan hatve-i ülâyı atar,
Acz ü hayret, şu avâlim, âsâr.

Hep olur bunca hayal ü rüya,
Varlığın dalgalarıyla derya.

Varla yok mezcolarak birbirine
Dest-i kudret ile yerli yerine.

Zevk-i berceste olup konmuştur.
Her nazar bin eser-i hikmet okur.

Saki-i bezm-i huzuzât-i ledüıı,
Şu zuhurat ile peymane-i Kün,

Sunuyor ka’r-ı rek-i eşyaya,
Ruh-ı cerâm-ı ebed-peymâya,

Döküyor meylerini cam-ı ezel,
Ebedin ağzına bin müstakbel.

Mest olur hâli deraguş ederek
Fasl-ı vuslatte solunca bu çiçek.

Atıyor mazi-i hîçîye cihan,
Durmaz avare tabiat, ezmân.

Bu destigâh-ı tabiat, bu mensec-i âsâr,
Bu hadisat-ı tecelli meşiyyet-i edvar.

Şuûn-ı perde-i hikmet, dokur haîâyadan,
Şu mevcelerle münakkaş sutûh-ı deryadan.

Kurun-ı lâyetenahi içinde maziden,
Hayal ü farz u hakikat yolunda fenle gezer.

Zunûn-ı müsbet ü menfi delâil ü âsâr,
Şu destanı okur ki şu pür-hurûş enhâr.

Akar ezellerin aşkıyla makber-i ebede,
Rücu eder reh-i deycûr-ı haybet-i samede.

Mükevvenatm içinde şu arz-ı zerre-misal,
Deha-yı mutlaka tarih-i hilkati icmal.

Eder ve der ki: “Serâir saçan harabemden,
Şüun-ı maziye ait olan kitabemden

Hulasa-i medeniyyet şudur ki nev’-i beşer,
Zekâ-yı mutlak-ı icadı kanlı bir mahşer.”

İçinde boğmak için rîsmân-ı edyanla,
Belaya, fitneye şahit yalancı imanla

Olanca kuvvetini sarfedip de uğraşmış;
Zılal-ı nur-ı hakikat bu körlüğe şaşmış.

Dilindeki hezeyanla fecia köstebeği,
Peri-i aşka cinayet yolunda her emeği.

Maâbidin eşiğinde heder edip bilemiş,
Ve zağlanan bu satırlarla saltanat dilemiş.

Bu saltanat, üfürüklenmiş üç buçuk tacın
Şu kanlı zıll-i zelilinde zulm ü târâcm.

Boğazlamış bütün efkâr-ı hikmet-âsârı,
Boğar sahâif-i tarihi kanlı enhârı.

Bu iftirâs-i muannid, bu nâhun-ı zillet,
İçinde parçalanan her düşünce, her millet.

Bu içtiği ağunun verdiği öğürtüleri,
Kulaklarında nedamet çakan gürültüleri.

Kusar hurafe-i dinle maâbid-i vehme,
Yeter bu şeyn-i müebbed şu çehre-i zulme.

18.01.1337 Tıp Fakültesi Hastanesi, Haydarpaşa

Neyzen Tevfik

ŞİİRİN HARİTASI

Bu şiirin içinde ne var?

Metnin anlam, duygu, tema ve biçim katmanlarına kısa bir bakış.

Şiir, zamanın silemediği şeylere tutunur.

Şiir, varoluşun ve yaratılışın sırlarını sorgulayan, zekâ ile aşk arasındaki ilişkiyi mistik bir dille ele alan felsefi bir metindir. Anlatıcı, varlık ve yokluk kavramları üzerinden evrenin işleyişini ve insanlık tarihinin kanlı yüzünü gözler önüne serer. İkinci bölümde, insanlığın din ve saltanat adına işlediği zulümleri eleştirir ve hakikatin bu karanlıktan sıyrılarak ortaya çıkacağını ima eder.

Ana temavaroluş
Duygusal yönkarma
Yoğunluk60/100

ANLAM

Ana düşünce

Varlık, yokluk ve yaratılış sırları, insan aklının ve aşkın ötesinde ilahî bir düzene bağlıdır; ancak insanlık tarihi, bu hakikati gölgeleyen zulüm ve sahte inançlarla doludur.

Temel çatışma

Hakikat ile zulüm, aşk ile nefret, varlık ile yokluk arasındaki karşıtlık.

Duygusal akış

Hayret ve hayranlıktan, insanlık tarihine yönelik eleştirel ve karamsar bir sorgulamaya geçer.

ATMOSFER

Mistik ve felsefi bir atmosferde, insanlık tarihinin karanlık ve kanlı yüzüne yönelik eleştirel bir hava hâkimdir.
kasvetlidüşsel
Editoryal inceleme öneriliyor
“Şiir, insanın kendine söylediği
en dürüst sözdür.”
Şiirhane · Sözün evi.

Şiirhaneden Mektup

Yeni şiirler, yeni keşif yolları ve iyi sözler için.

Sadece anlamlı şeyler, söz veriyoruz.