Şiir, hayatın acele etmeden söylediği şeydir.

ŞAİRİN DEFTERİ   /   TAM METİN

Tembellik Hakkı.

Tembellik Hakkı. Şiiri - Can Dündar

Bir nisan melteminde, "Ne olacak bu memleketin hali" sorularıyla memleketi ve çevreyi bunaltmak yerine, kuytuda bir hamağa kurulup güneşle halvet olmanın, kulağımı uyanan toprağın sesine, burnumu rüzgarın nefesine verip baharla kadeh tokuşturmanın tadını keşfettim. Her bahar yenileniyordu insanoğlu; bir başka deyişle, "Bir nisan bir insan"dı.

Onları görür görmez tanıdım.

Benim eski hastalığıma tutulmuşlardı.

Bir tüberkülozlu bir diğerini nasıl öksürüğünden tanırsa, ben de onları cep telefonlarının sesinden teşhis ettim. Bacaklarında uzun şort, başlarında hasır şapka, ayaklarında şıpıdık terlik, ellerinde cep telefonuyla geldikleri kumsalın her köşesinde cırcır böcekleri gibi arsız ötüp duruyorlardı. "Cırrr" sesini duyar duymaz telaşla fırlayıp avuçlarındaki kumları silkeliyor, sonra da yüzlerini denize verip koca göbeklerini ovuştura ovuştura uzun uzun konuşuyorlardı. Ardından telefonu eşler devralıyor, arada çocuklarını çağırıp "Gel yavrum anneannen bayramını kutlayacak" davetiyle emaneti ailenin en küçüğüne devrediyorlardı.

Büroyu tatil etmemiş, sırtlayıp getirmişlerdi adeta...

Evlerinde internet bağlantılı dizüstü bilgisayarları, bütün kanalları çeken uydu antenleri, "ne olur ne olmaz" diye yanlarına aldıkları takım elbiseleri de olduğundan emindim.

Emindim; çünkü bir süre öncesine kadar ben de onlardan biriydim.

En güzel tatil sabahlarına, günün gazetelerini alabileceğim bir bayi aramakla başlar, bulamazsam konu komşuya sırnaşırdım.

İşkoliktim. Çalışmadığım her dakika kendimi kötü hissediyordum. Denize dalsam yazı konusu çıkarıyor, bir müze gezsem belgesel kokusu alıyor, kumsalda güzel bir kadın görsem tv kadrajına oturtmaya çalışıyordum. Kulağım her daim telefondaydı. Diz üstü bilgisayarım şımarık bir çocuk gibi dizimden inmezdi.

Geceleri insanlar sahilleri gezerdi, ben tv kanallarını...

Sonra tedavi oldum.

"Tembel hakları evrensel beyannamesini" okudum. Yan gelip yatmanın en temel insan haklarından olduğunu, hiç kimsenin isteği dışında çalışmaya zorlanamayacağını öğrendim.

Ütopyalar insanlara daha az çalışma, daha çok boş zaman vaadediyorlardı.

O halde hedef buydu: Tembellikten artakalan boş zamanları çalışmaya ayırmak, "Niye hiç çalışmıyorsun" sorularını da "Hiç boş vaktim olmuyor ki" diye yanıtlamak...

Doğrusu bahar, bu tedavi sürecinde en etkili ilacım oldu.

Orhan Veli'yi evkaftaki memuriyetinden eden havalarla iyileştim.

Bir nisan melteminde, "Ne olacak bu memleketin hali" sorularıyla memleketi ve çevreyi bunaltmak yerine, kuytuda bir hamağa kurulup güneşle halvet olmanın, kulağımı uyanan toprağın sesine, burnumu rüzgarın nefesine verip baharla kadeh tokuşturmanın tadını keşfettim. Her bahar yenileniyordu insanoğlu; bir başka deyişle, "Bir nisan bir insan"dı.

İşte bunu öğrendiğim için tatilde eski hastalığımın pençesinde can çekişenleri görünce yanlarına gitmek, cep telefonlarını anteninden tuttuğum gibi denize atmak ve sonra onları şaşkın bakan gözlerinden öperek, "Üzülme yavrucuğum" demek istedim, "İyileşeceksin. Gör bak, onlarsız kendini daha iyi hissedeceksin."

Yazıya, tembellerce "Düzeltilmiş" bir La Fontaine masalıyla son verelim:

Karınca yine deli gibi çalışmış o yaz; dere tepe gezip kış için yiyecek depolamış. Ağustos böceği ise yine dalgasını geçip şarkılar söyleyerek çiçek çiçek gezip eğlenceye vurmuş kendini... Sonra kış gelmiş. Karınca tam biriktirdiklerini yemeye koyulmuş ki kapı çalmış: İki dirhem bir çekirdek Ağustos böceği... başında şapka, elinde bavul... "Hayrola" diye sormuş karınca... "Paris'e tatile gidiyorum, bir isteğin var mı" diye sormuş bizimki... Karınca öfkeyle, "Tek bir ricam var" demiş,

"Söyle o La Fontaine denen madrabaza, bir daha öyle poposundan masal uydurmasın..."

Can Dündar

ŞİİRİN HARİTASI

Bu şiirin içinde ne var?

Metnin anlam, duygu, tema ve biçim katmanlarına kısa bir bakış.

İnsan bazen bir dizede kendine rastlar.

Şiir, işkolik bir anlatıcının tatilde karşılaştığı eski hastalığına tutulmuş insanları gözlemleyerek kendi dönüşümünü anlatır. Anlatıcı, sürekli çalışma ve cep telefonu bağımlılığından sıyrılıp doğanın ve tembelliğin tadını çıkarmayı öğrenmiştir. Şiir, modern yaşamın dayattığı verimlilik ve bağlantıda kalma baskısına karşı bir eleştiri ve alternatif bir yaşam tarzı önerisi sunar.

Ana duyguhuzur
Ana temayaşam
Duygusal yönolumlu
Yoğunluk60/100

ANLAM

Ana düşünce

İnsan, sürekli çalışma ve dijital bağlantı yerine doğayla ve kendisiyle baş başa kalarak gerçek huzuru bulabilir.

Temel çatışma

İşkoliklik ve dijital bağımlılık ile tembellik ve doğal yaşam arasındaki karşıtlık.

Duygusal akış

Başta rahatsızlık ve eleştiri varken, sonunda huzur ve kabullenmeye dönüşür.

ATMOSFER

Baharla birlikte doğanın canlandığı, anlatıcının iç huzurunu bulduğu bir yaz tatili atmosferi.
sıcakdinginumutlunostaljik
“Şiir, insanın kendine söylediği
en dürüst sözdür.”
Şiirhane · Sözün evi.

Şiirhaneden Mektup

Yeni şiirler, yeni keşif yolları ve iyi sözler için.

Sadece anlamlı şeyler, söz veriyoruz.