Rıza Tevfik Bölükbaşı portresi

Rıza Tevfik Bölükbaşı

Şair, filozof, siyasetçi, doktor, eğitim bakanı Cisr-i Mustafapaşa, Edirne, Türkiye
1869 30 Aralık 1949 (80)
Şiirleri
“Hece vezniyle yazdığı şiirlerle tanınan Rıza Tevfik Bölükbaşı, felsefeye olan ilgisiyle 'Feylesof Rıza' olarak anılmıştır. Tıp eğitimi almış, Osmanlı döneminde milletvekilliği ve Millî Eğitim Bakanlığı yapmıştır. Sevr Antlaşması'nı imzalayan heyette yer aldığı için Yüzellilikler listesine girmiş ve uzun yıllar sürgünde yaşamıştır. Sürgün yıllarında yazdığı 'Uçun Kuşlar' gibi şiirlerle sıla özlemini dile getirmiş, halk edebiyatının canlanmasına katkı sağlamıştır.”
HAYATI VE EDEBÎ YOLCULUĞU

Rıza Tevfik Bölükbaşı Kimdir?

Şiirleri, edebî duruşu, fikirleri ve hayatından kesitler

Rıza Tevfik Bölükbaşı, 1869 yılında Edirne vilayetine bağlı Cisr-i Mustafapaşa'da (bugün Bulgaristan'ın Svilengrad ilçesi) doğdu. Babası Mülkiye kaymakamlarından Hoca Mehmet Tevfik, annesi Kafkas muhacirlerinden Münire Hanım'dı. Ailesi, babasının emekli olmasının ardından İstanbul'a yerleşti. Rıza Tevfik, erken yaşta İspanyolca ve Fransızca öğrendiği bir Musevi okulunda eğitime başladı. Daha sonra Galatasaray Lisesi'nde ve İmparatorluk Tıp Okulu'nda (Tıbbiye) öğrenim gördü. Huzursuz kişiliği nedeniyle sık sık dikkat çeken Rıza Tevfik, 1897'de doktor olarak mezun oldu.

Doktorluk mesleğine ilgi duymamasına rağmen eğitimine devam edebilmek için Tıbbiye'ye girdi. Öğrencilik yıllarında Namık Kemal'in hürriyet şiirlerini okuyup cumhuriyet hakkında konuşmalar yapması nedeniyle okuldan uzaklaştırıldı; ancak yazdığı dilekçeler ve aracılar sayesinde geri dönebildi. 1908'de Meşrutiyet'in ilanından sonra İttihat ve Terakki Cemiyeti'ne girdi ve Edirne mebusu olarak Osmanlı parlamentosuna seçildi. 1910'da İttihat ve Terakki Fırkası'nın meclisi feshetmesi üzerine istifa etti; iki yıl sonra Hürriyet ve İtilaf Fırkası'na katıldı. Siyasi hayatı boyunca tutarsızlıkları ve ateşli kişiliğiyle olaylarla dolu bir ömür sürdü.

Felsefeye olan merakı nedeniyle 'Feylesof Rıza' olarak anılan Bölükbaşı, Vaniköyü'nde Raif Oğan'ın kurduğu Rehber-i İttihad-ı Osmâni özel lisesinde Türkiye'de ilk defa felsefe dersleri verdi. Bu dersler önce 'Mebhas-i Marifet (Bilgi Teorisi)' adıyla taş basma olarak basıldı, ardından 1914'te 'Felsefe Dersleri-Birinci Kısım' adıyla yayımlandı. Yakın dostu Tevfik Fikret'in 1915'te ölümünden sonra Arnavutköy Kız Koleji'nde ve Robert Kolej'de edebiyat dersleri verdi. 1918'de son Osmanlı kabinesinde Maârif Nâzırı (Eğitim Bakanı) olarak görev aldı ve felsefenin eğitim sisteminde yer alması için çabaladı. Aynı yıl Hür ve Kabul Edilmiş Masonlar Büyük Locası'nın büyük üstadı seçildi. 1919'da Meclis-i Âyan üyeliğine atandı ve 1919-1920 arasında Şura-yı Devlet (Danıştay) Reisliği yaptı. Darülfünun'da felsefe ve estetik dersleri verdi.

1919'da Paris Barış Konferansı'na Türkiye temsilcisi olarak katılmak zorunda kaldı ve ertesi yıl Sevr Antlaşması'nı imzalayan heyette yer aldı. Bu durum Darülfünun öğrencilerinin büyük tepkisine yol açtı; dersleri boykot edildi ve protesto gösterileri düzenlendi. 29 Mart 1922'de Fuzûlî'nin Türklüğü üzerine yapılan bir konferansta hakem rolü üstlenen Rıza Tevfik, Fuzûlî'nin Türk değil Acem olduğunu iddia etti. Ertesi gün Edebiyat Fakültesi öğrencileri bir kararname hazırlayarak onun ve bazı hocaların istifasını istedi. Boykot diğer fakültelere de sıçradı; üniversite nizamnamesi değiştirilerek hocaların durumu Darülfünun Divanı'na bırakıldı ve Divan söz konusu hocalara süresiz izin verdi. Rıza Tevfik kurumdan istifa etti.

Millî Mücadele aleyhtarı Ali Kemal'in linç edilmesi üzerine 8 Kasım 1922'de ülkeyi terk ederek Mısır'a giden bir yük gemisine bindi. Türkiye'den ayrılışından bir buçuk yıl sonra TBMM'nin kararıyla sürgüne gönderilecek Yüzellilikler listesine alındı; listede yer almasının nedeni Sevr'i imzalayan heyette bulunmasıydı. Sürgün yıllarında Hicaz, Amerika Birleşik Devletleri, Ürdün ve Lübnan'da yaşadı. Ürdün Kralı Emir Abdullah kendisine yakınlık gösterdi, maaş bağladı ve Divan tercümanlığı ile Asarı Atika müdürlükleri görevlerinde bulunmasını sağladı. 1928'de ABD'de çocuklarını ziyaret edip Türk edebiyatı hakkında konferanslar verdi. 1934'te Ürdün'deki resmî görevinden emekli oldu ve Lübnan kıyılarında Beyrut yakınlarındaki Cünye kasabasına yerleşti.

1939'da çıkan Af Kanunu'ndan faydalanarak 1943'te 'hesaplaşmak için değil, helalleşmek için' yurda döndü. 30 Aralık 1949'da felç tedavisi için yattığı İstanbul Vakıf Gurebâ Hastanesi'nde zatürreden öldü. Cenaze namazı 1 Ocak 1950'de Şişli Camii'nde kılındı ve Zincirlikuyu Asrî Mezarlığı'na defnedildi.

Edebi hayatına Servet-i Fünûn edebiyatının kuruluş yılları olan 1895'ten itibaren devrin edebî dergilerinde Abdülhak Hamit etkisi altında aruz vezniyle şiirler yayımlayarak başladı. Asıl şöhretini 1913'ten sonra yayımladığı şiirlerle kazandı. Millî edebiyatın oluştuğu bu dönemde hece vezni ve kısmen sade Türkçe ile şiirler yazdı; divan, koşma ve nefes tarzındaki şiirleriyle bir dönemin halk edebiyatının canlanmasına yardımcı oldu. Bütün şiirlerini tek kitabı olan 'Serâb-ı Ömrüm'de bir araya getirdi; bu kitap 1934'te Lefkoşa'da basıldı. Halk edebiyatının tanıtılmasıyla ilgili çalışmalar da yapan Bölükbaşı'nın Ömer Hayyam çevirileri, Tevfik Fikret hakkında incelemesi ve Darülfünun'da verdiği felsefe derslerinin notları 'Felsefe Dersleri' adıyla kitaplaştırıldı. 'Abdülhak Hamid ve Mülâhazât-ı Felsefiyesi' adlı eseri Abdullah Uçman tarafından İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Yayınları'ndan çıkarıldı. Bazı hatıraları İletişim Yayınları tarafından 'Biraz da Ben Konuşayım' başlığıyla yayımlandı.

ŞAİRİN KALEMİNDEN

Öne Çıkan Şiirleri

Tümünü oku (15)

Şiir, unutulan şeylerin usulca geri dönüşüdür.

“Şiir, insanın kendine söylediği
en dürüst sözdür.”
Şiirhane · Sözün evi.

Şiirhaneden Mektup

Yeni şiirler, yeni keşif yolları ve iyi sözler için.

Sadece anlamlı şeyler, söz veriyoruz.